Dini ve Ahlaki Boyutlarıyla Teknoloji Bağımlılığı

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, teknoloji bağımlılığını dini ve ahlaki boyutlarıyla değerlendirdi.

Dini ve Ahlaki Boyutlarıyla Teknoloji Bağımlılığı

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, teknoloji bağımlılığını dini ve ahlaki boyutlarıyla değerlendirdi.

Dini ve Ahlaki Boyutlarıyla Teknoloji Bağımlılığı
12 Aralık 2019 - 15:15

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı, teknoloji bağımlılığını dini ve ahlaki boyutlarıyla değerlendirdi. Diyanet İlmî Dergi'deki dikkat çeken makalesinde Prof. Dr. Huriye Martı, teknoloji bağımlılığının aslında dini ve ahlaki boyutlarının da bulunduğunu vurguladı. 

Bugün teknolojinin hem üretim hem de kullanım bazında sorgulandığını dile getiren Martı, "Üretimi esnasında tabiatı çürüten bir teknoloji, kullanımı esnasında da insanı tüketerek iki yanı keskin bir bıçağa dönmüş durumda. Teknoloji ile barışık olmama, teknolojinin hayatımıza girmesine izin vermeme gibi bir halden söz etmek için belki de artık çok geç" ifadelerini kullandı. 

"Allah âlemlerin Rabbi'dir, sanal âlem de buna dahildir"

Teknoloji karşıtı bir duruşun aklen olduğu gibi dinen de sağlıklı görünmediğini belirten Martı, insanoğlunun ihtiyaçlarını karşılamak ve birtakım amaçlarına ulaşmak için teknolojiye ilgi duyduğunu hatırlattı. Martı şunları söyledi:

"Kur’ân’ın hem tabiattaki varlıkları, hem bunların fonksiyonlarını, hem de bunların bazılarından insan emeği ile elde edilen ürünlerin tamamını “âyet” olarak adlandırması ve bir ayrım gözetmeksizin ilahi mesajı iletmede bu âyetleri malzeme olarak kullanması, teknolojik ürünlerin de Yüce Yaratıcı’ya işaret ettiğini gösteriyor. “Allah âlemlerin Rabbi’dir, sanal âlem de buna dâhildir” değerlendirmesi, bu noktada son derece manidar görünüyor. Sorun ise, insan ile tabiat arasındaki bu ilişkiyi, bir diğer deyişle insan ile teknoloji arasındaki iliş - kiyi sağlıklı temellere oturtamamaktan ve kontrol altına alamamaktan kaynaklanıyor"

Makaleden öne çıkan bazı konular şöyle:

Dokunulmaz Değerler Açısından Teknoloji Bağımlılığı

"Teknoloji bağımlılığının dinî ve ahlâkî açıdan değerlendirilmesi konusuna girerken, insanın temel hak ve dokunulmazlıklarından başlamak doğru olur. İslâm âlimleri dinin gayesinin “beş unsuru” korumak olduğunda ittifak etmişlerdir: Can, mal, akıl, ırz ve inanç. Bu beş unsur, yeryüzünün mükerrem varlığı olarak dünyaya gelen her insan için hürmete layık yani “dokunulmaz” olan değerlerdir. Herhangi bir şahıs, varlık, nesne, madde, fikir ya da oluşum insanın bu beş temel değerini kayba uğratıyor ve zarara sokuyorsa din orada devreye girerek insanı korur ve ona hem korunmasını hem de çevresindekileri korumasını emreder. Dolayısıyla, teknoloji bağımlılığı kişinin sağlığını tehdit ederek canına, maddi kayba uğramasına sebep olarak malına, düşünme ve idrak etme kabiliyetini sekteye uğratarak aklına, gayr-i ahlâkî yönelimlerle ırzına, aşırı ve sapkın ideolojilerle inancına zarar veriyorsa, dinî açıdan sorgulanmak zorundadır"

"Modern zihin, teknolojiyi de kullanarak insana yeni düşünce kalıpları sunar"

"İnsanoğlu, mahlûktan Hâlık’a uzanan bir tefekkür zinciri kurmakla yükümlüdür. Kâinatı ibret nazarıyla okumalı, tabiattan güç devşirmek için değil, gücün gerçek sahibine boyun eğerek kul olmak için yaşamalıdır. Oysa kanaatimizce hayata, kâinata, Yaratıcıya, zamana ve mekâna karşı takınılmış nevzuhur bir tavrın adı olarak “Modernizm”, insana Tanrıyla yarışma hırsı aşılar. Bu hırs belki de en belirgin görünümlerine teknolojik atılımlar sayesinde kavuşur. Modern zihin, teknolojiyi de kullanarak insana yeni düşünce kalıpları sunar. Ve diyebilir ki, Tanrı emekliye ayrıldı, şimdi tanrı sensin! Teknoloji sayesinde her şeyi biliyor, kontrol ediyor, her an her yerde herkesle iletişime geçebiliyorsun. Bugüne kadar hiç elde etmediğin oranda bir güç, kudret ve inisiyatife sahipsin. O halde bunu menfaatin için sonuna kadar kullan! İşte teknolojinin gerisinde yatan bu zihniyet, teknoloji hakkında sağlıklı algılar geliştiremeyen bir insanı varlığın diline uzak bir hayat yaşamaya mahkûm eder. İster tabii ister sosyal alanda cereyan etsin, eskiden her biri Allah’ın birer âyeti olarak algılanan olaylar artık insana hiçbir şey söylemez hale gelir. Veya modern insan, onların verdiği mesajları okuma yeteneğini neredeyse tümüyle kaybeder. Buna ister İslâmi anlamda “toplumsal gaflet” diyelim, ister felsefi bir temellendirmeyle “varlığın unutulması” diyelim, sonuç, teknolojik bir çıkarı gözetmenin bizden alıp götürdükleridir."

Teknolojiyi üreten zihniyet, egemen hale geliyor

"Şu acı bir gerçektir ki, Türkiye’nin de içinde bulunduğu hedef ülkelerin genç beyinleri sanal dünyada alabildiğine vakit ve enerji harcarken, teknoloji kullanımını planlayan, kodlayan ve yönlendiren kültür, egemen hale gelmektedir. Gençlerimiz bilgisayar oyunlarında level atlayarak madalya toplaya dursun, teknolojiyi akıllıca kullananlar gerçek hayatta şampiyonluk kazanmaya devam etmektedir. Öyleyse teknoloji bağımlılığını dinî ve ahlâkî temeller açısından değerlendirirken, üretenle tüketen, oyalayanla oyalanan, kültürünü empoze edenle kaybeden arasındaki farkı kavramak gerekir. Konu zihniyet olduğunda, gerçek ile sanal arasındaki farkın teknoloji eliyle nasıl yok edildiğine de değinmek gerekecektir. Dinin sürekli olarak geçiciliğine vurgu yaptığı, Kur’ân-ı Kerim’in “bir oyun ve eğlenceden ibarettir” ifadesiyle tanıttığı dünya hayatı, teknoloji sayesinde kendisinden daha yapay ve oyalayıcı bir sanal âlem üretmiş durumdadır. “Size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?” uyarılarına rağmen, bugün bilgisayar başında kazanılan başarılar, üretilen imajlar ve biriktirilen paralar, gerçek dünyadaki karşılıklarından öte bir anlam ifade edebilir hale gelmiştir. Dünya bile âhirete kıyasla geçici bir oyalanma alanı iken, dünya içinde bir sanal dünya oluşmuş ve kalıcı olana uzaklık bir kat daha artmıştır. Bir diğer deyişle, İslâm’ın “dünyaya değil, daha hayırlı ve kalıcı olan âhirete odaklanın” şeklindeki mesajını alabilmenin önkoşulu, belki bu sanal âlemden öncelikle reel dünyaya, oradan da âhiret inancına geçebilmek olmuştur"

Teknoloji bağımlılığı, ibadetleri aksatmaya neden oluyor mu?

"Dinî açıdan düşündüğümüzde, bağımlılığın ibadet uygulamalarını aksatmaya neden olması da bir başka problem olarak karşımıza çıkar. Araştırmaların söylediğine göre, internet ve ekran düşkünleri kitap okuma alışkanlığını yitirebilmektedir. Acaba Kur’ân okuma ve Kur’ân üzerinde düşünme faaliyetleri de bu yitime uğramakta mıdır? Ekran bağımlılığının bilhassa namaz düzeni üzerindeki olumsuz etkileri ise daha büyük bir sorun olarak karşımıza çıkar. Zira İslâm dini açısından bakıldığında, namaz dinî hayatın merkezinde yer alır ve dinin içkiye karşı yürüttüğü kademeli yasaklama yaklaşımının önemli aşamalarından birisini de “İçkiliyken namaza yaklaşmayın.” âyeti oluşturur. Bu durum dikkat çekicidir, zira söz konusu yasak “namazla içki arasında bir tercih yapılması” anlamına gelir. Böyle bir tercih durumunda kalınca kişi namazı seçecek, ibadetin tadını alarak zararlı bilumum bağımlılıkları ve bu arada teknoloji bağımlılığını da aşabilme ihtimali artacaktır."

İnternetten dini bilgi edinirken dikkat 

"İnternet üzerinden yayılan zehirli ideolojilerin ve radikal yaklaşımların ya da “dinî bilgi” olarak sunulan safsataların İslâm dininin temel referanslarıyla uyuşmadıkları halde muhatap bulabilmesi, toplumsal birliği tehdit ettiği gibi, toplumun din algısını da bozmaktadır. Büyü, fal, rüya tabiri gibi metafizik âleme dair ne varsa dine yamayan bir internet profilinin bağımlıyı nasıl etkileyebileceği açıktır."

Kilit nokta anne ve babalar

"Teknoloji ile ahlâkî ve dinî anlamda sorun oluşturmayan sağlıklı bağlar kurabilmede kilit isim anne-babalardır. Yapılan araştırmalara göre, anne ve babanın öğrenim düzeylerine göre çocuğun internet bağımlılığı durumu istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Bir diğer deyişle, çocuğun bağımlılıktan uzak kalması, ebeveynin öğrenim düzeyiyle değil bilinç düzeyiyle alakalıdır. O halde, anne-babalara yönelik dinî ve ahlâkî ilkeleri de içeren farkındalık çalışmaları son hız devam etmelidir. Bağımlılıkla mücadelede bilgilendirmenin ve eğitimin yanı sıra çevresel düzenleme ve risk enstrümanlarını azaltma da son derece önemlidir. İslâm fıkhında sedd-i zerâi’ denilen “kötülüğe giden yolu kapatma” çalışmaları, ancak bilinçli yetişkinler eliyle gerçekleşecektir."

Makalenin tamamına kaynağından ulaşmak için lütfen tıklayınız...
 

Bu haber 423 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum