Medya ve Kadın Dindarlığı

Yrd. Doç. Dr. Halide Özüdoğru Erdoğan ile "Medya ve Kadın Dindarlığı"nı konuştuk.

Medya ve Kadın Dindarlığı

Yrd. Doç. Dr. Halide Özüdoğru Erdoğan ile "Medya ve Kadın Dindarlığı"nı konuştuk.

Medya ve Kadın Dindarlığı
04 Ağustos 2015 - 17:42


Dindar bireylerin medya algısı değiştikçe, medya içerikleriyle şekillenen, değişim ve dönüşüme uğrayan dindarlık algıları kendini gösteriyor.

Geleneksel yaşamın kendini daha belirgin olarak hissettirdiği kırsal kesimde, medyadaki dinî temalı programlara gösterilen ilgi, kırsal kesimde yaşayan dindar bireylerin de medyanın etkisinden uzak kalamadığını ortaya koyuyor.  

Kırsal alanda yaşayan kadınların dini-ahlakî radyo ve televizyon programlara yönelik ilgisi geleneksel kadın dindarlığının da değişebileceğini gösteriyor.    

İşte medyanın kadın dindarlığına etkisini Abant İzzet Baysal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Halide Özüdoğru Erdoğan ile konuştuk.    

“Kadın dindarlığı, toplumsal ve dini hayatı anlamada anahtar konuma sahiptir”  

İslamvemedya.com: “Kadın dindarlığı” kavramı ne anlama geliyor?   

Halide Özüdoğru Erdoğan: Din, insanlarda çeşitli değişkenlere bağlı olarak farklı biçim ve tonlarda varlık bulur; dindarlık, örneğin mekân, zaman, servet, meslek, tabaka, inanç, ideoloji, mezhep, yas, eğitim ve grup gibi değişken faktörlerin etkisiyle insanlar da farklılaşır, farklı olarak tezahür eder. Denilebilir ki, dindarlığın insanlarda farklılık göstermesinde cinsiyet değişkeni de etkili olur. Yani dindarlık, insanlarda cinsiyete göre de farklılık arz eder.   Kadın dindarlığı konu olarak toplumun içinde bulunduğu değişimi anlamada önemli bir yapı taşıdır. Çünkü kadın, toplumsal konumu itibariyle değişimin önemli bir unsurudur. Kadınların dini algılayış ve yaşantısı, onların biyolojik ve toplumsal cinsiyet algılayışlarıyla doğrudan ilgilidir. Kadın ve erkeğin birbirlerinden farklı olduğu bir gerçektir. Bu farklılıklar anatomik ve fizyolojik farklar, genetik ve hormonal etkiler, zihinsel ve psikolojik alan olarak ayrılabilir. Kadınların doğuştan getirdiklerine inanılan duygusal yoğunluğun, empati duygusunun, yardım etme istek ve tepkisinin dine yönelim ve bağlanma açısından kadınları etkilediği; bu özelliklerin, erkeklere oranla kadınları daha dine yatkın ve daha dindar kıldığı tezi de savunula gelmiştir. Bu arada su hususu özellikle vurgulamak gerekir ki, kadınların dindarlık düzeyi yaş, medenî durum, eğitim seviyesi, gelir düzeyi, meslek çeşitli faktörlere bağlı olarak farklı bir biçim kazanabilmektedir. Ama tabii ki, kadın dindarlığı, toplumsal ve dini hayatı anlamada anahtar bir konuma sahiptir.  

“Kadın dindarlığı, din ve modern kent yaşamını uzlaştırma çabalarında kendini açık bir şekilde göstermektedir”  

Ayrıca, dinsel inançların en yoğun yaşandığı ve en önemli sosyal kontrol aracı olduğu yerler kırsal kesim olduğunu söyleyebiliriz.

 Geleneksel değerlerin hakim olduğu kırsal kesimlerde kadınların, dini ibadet ve ritüellere bağlıdırlar ve bu uygulamaları ellerinden geldiğince yapmaktadırlar. Araştırmamız esnasında yaptığımız gözlemlere göre kadınların dini inançları tutarlı olmakla birlikte bu inanışların oluşumunda da kitabi bilgilerden ziyade daha efsanevi, kulaktan dolma bilgiler mevcuttur. Sosyo-psikolojik duruma bağlı olarak, kader inancında teslimiyetçi bir anlayış hakimdir. Sosyo-ekonomik durum, eğitim durumu ve kadınların fıtratından kaynaklanan duygusallığa bağlı olarak oluşan bu kader anlayışı kadınların dini tutum ve inanç oluşumunda en önemli uygulamalardandır. Geleneğin ataerkil örüntüsü, dinin de pekiştirmesiyle etkinliğini ve kadın dindarlığındaki belirleyiciliğini hissettirmektedir. Genel olarak, kırsalda dindar kadın, dindarlığın bilgi boyutundan uzak ve pratik boyutuna yakın olan geleneksel bir görüntü sergilerken; kentte, dindar kadın dinî kimliğini korumak ve modern yapıya ayak uydurmak gibi problemlerle karşı karşıya kalabilmektedir. Bunun sonucu olarak da din ve modern kent yaşamını uzlaştırma çabaları gündeme gelir.  

“Medya, kadın dindarlığını da etkisi altına alıyor”  

İslamvemedya.com: Cinsiyete göre dindarlık algısı, medyayı takip etme alışkanlığını hangi yönde etkileyebilir?  

Halide Özüdoğru Erdoğan: Medya kapsamına, televizyon, radyo, kitap, dergi ve gazeteler, filmler ve video oyunları ile internet gibi çok değişik araçlar girmekle birlikte, hayatımızda tuttuğu yer ve hareketli görselliği de içermesi ve her evde köşesini bulması nedeniyle bu araçların arasında televizyon en önemli yeri oluşturmuş gibi görülmektedir. Günümüzde özellikle çok köklü bir etki gücüne sahip olan televizyonun en ücra kırsal alanlara kadar uzanan yaygınlığı, onu bu anlamda toplumsal etkileşimin ve değişimin en önemli araçlarından biri haline gelmesini sağlamıştır. Sadece spora, haberlere ya da sinemaya ayrılmış yeni özgün kanallar, radyolar yeni hizmetlere ön ayak olmamış, uydu, kablo ve internet yayınları gibi yeni dağıtım hizmetleri popüler kültürün dönüşümünde büyük rol oynamış, tüketici haline getirdiği kitleleri adeta bir ‘kitle toplumu’ haline dönüştürebilme gücünü elinde tutmuştur. Bütün bu değişimler elbette kadını ve kadın dindarlığını da etkilemektedir. Değişimin içeriğine ve yönüne göre kadın dindarlığı da etkilenmekte, ya toplumda daha görünür ve etkili olmakta ya da tersi olmaktadır.  

“Kitle iletişim araçlarının artışı, televizyonda İslamî temaların canlanışına zemin kazandırdı”  

İslamvemedya.com: “Kırsal Yaşamda Kadın ve Din” çalışmanızda kitle iletişim araçlarının kullanımına ilişkin ne tür tespitleriniz olmuştu?  

Halide Özüdoğru Erdoğan: Bilindiği gibi Türkiye’de kitle iletişim araçlarının artışı İslami temaların canlanışına belirli bir zemin sağlamıştır. Bu da beraberinde kırsal kesimde medyaya karşı takınılan olumsuz tutumun bir nebze olsun aşılmasına neden olmuştur. Yaptığımız araştırma sonuçlarına göre kasabalara baktığımızda evlerin büyük çoğunluğunda radyo, televizyon, telefon bulunmaktadır. Cep telefonu da zengin-fakir ayrımı yapılmaksızın çoğu ailede mevcuttur.  Gözlemlerimizde çanak anteni kullanan ebeveynlerin uygun olmayan kanallara şifre ya da programları izlemeye yönelik kısıtlama getirmediklerini gördük. Bu da zamanla gayri ahlaki olayların yaşanmasına zemin hazırlamaktadır.  Bildik medya formatından uzaklaşarak, onlar için ideal olan ahlak, adalet, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma ve ailevi değerleri önceleyen ve insan ruhuna hitap eden programları tercih eden dinleyiciler, dini medya organları tarafından farklı bir duygu ve ilgi alanına sevk edilmektedir.  

“Dini sohbetler kırsal kesimde, medya yoluyla da takip ediliyor”  

Araştırmamıza katılan kadınlar dini bilgiyi edinme ve sübjektif dini hayatın canlılığı için önemli kaynak olarak vaazlar ve dini sohbetleri önemsemektedirler. Bu sohbetlere ulaşmanın bir yolu olarak da radyo, televizyon, video kasetleri gibi bir takım kitle iletişim araçlarını kullanmaktadırlar. Ayrıca araştırmamıza katılan kadınların boş zamanlarını değerlendirmede günlük gazete okuma dereceleri ise çok düşüktür. (% 65.1) Bu durum ise gazete okuma alışkanlığının kırsal kadınları arasında yaygın olmadığını göstermektedir.  

“Dini programlardaki moral değerler, hayatın stres ve sıkıntılarını azaltmada ümit kaynağı olarak görülmektedir”   

İslamvemedya.com: Dinî-ahlakî programların izlenme oranına ilişkin ne tür bulgulara ulaştınız peki? Bu programların izlenme düzeyini nasıl açıklarsınız?   

Halide Özüdoğru Erdoğan: Araştırmamıza göre televizyon yayınları arasında en çok seyredilen programlar arasında dini ve ahlaki içerikli programlar gelmektedir. Çünkü din geleneksel toplumda sosyal hayatın merkezinde yer alır. Din, geleneksel toplumun hayat sınırlarını belirlemiş ve kuşatmıştır. Temel değerlerini dini kutsallıklardan alan geleneksel toplumun kültürü bir bütün oluşturmakta ve kişi bu kültürü almakla toplumla bütünleşmiş olmaktadır. Dini yayın istasyonlarının yayınları ile seyircilerin inanç, değer ve davranışları büyük ölçüde paralellik gösterdiği için seyredilir ve böylelikle seyircilerde homojen bir grup özelliği taşıyabilir. İnsan ve toplumsal sorunları konu alan bu tür programların, bildik medya formatından uzaklaşarak, onlar için ideal olan ahlak, adalet, kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma ve ailevi değerleri önceleyen ve insan ruhuna hitap eden programları tercih eden seyirciler, dini medya organları tarafından farklı bir duygu ve ilgi alanına sevk edilmektedir.  Dini programların tercih edilme nedenleri araştırırken, eğitim ve bilgi edinme ihtiyacı yanında, duygusal ihtiyaç ve ilgilerin oluşturduğunu da gözlemledik. Programlardaki dini ve moral değerler, yaşanmakta olan değişimin sancılarını dindirmede, hayatın stres ve sıkıntılarını azaltmada ümit kaynağı olarak görülmektedir.   

Medya,  geleneksel dinî kabullerin etkisini azaltır mı?  

İslamvemedya.com: Bu programlar, kadınların dindarlığını nasıl etkiliyor peki?  

Halide Özüdoğru Erdoğan: Özellikle geleneksel dindarlıkta kadınlar, yazılı olmayan fakat kabul gören geleneksel inanç ve kabullere kayıtsız şartsız uymak zorundadır. Yaptığımız çalışmada son zamanlarda kitle iletişim araçlarının da etkisiyle geleneksel kabullerin etkisinin azaldığı, kadınların daha az geleneksel davranışlar sergilediği görülmüştür. Özellikle kitle iletişim araçlarının etkiyle edinilen dini bilgiler geleneksel inanç ve değerlerin sorgulanmasına neden olmuştur. Zira yeni dini bilgiler, bir taraftan kırsalda mevcut toplumsal yapıyı değiştirirken, diğer taraftan, bir kaos veya düzensizliğe meydan vermemek için, toplumu yeniden dinî formlarla kurarak farklı bir toplumsal yapı oluşturmaktadır.    Örneğin genelde birçok öykünün ekrana getirildiği, daha çok ilahi adaletin eninde sonunda yerini bulacağını vurgulayan öykülere yer verilen bazı programlar var. Kişiler, inanç noktasında yaşadıkları problemlerle boşalan ruhlarını bu tarz dizilerle doldurulmaya çalışmaktadır.  

Bu gibi programlar sayesinde özellikle kadınlar, içsel sıkıntılarından kurtulabilmekte, gerçek hayatın hesabını filmden sormaya kalkarak, bu dünyada çektiği gerçek acıları ve ruhsal yarayı sanal hayatta iyileştirmeye çalışmaktadır. Ancak bireyler zamanla sanalla gerçeği ayırt edemez hale gelerek, hayattan iyice kopmaya, hayal dünyasında oyalanmaya da başlayabilir. Ayrıca bu durum, bu tür yayınlar sayesinde topluma dini içerikli bilgilerin doğru olarak verildiği anlamına gelmemektedir.   

“Medya ile aktarılan semboller seyircinin dine olan ilgisini zayıflatabilecek etkiye sahiptir”  

İslamvemedya.com: Günümüzde pek çok dini temalı program yayınlanıyor. Bu programlar dini bir tutum veya davranışı değiştirebilir mi? Böyle bir güce sahip mi?   Halide Özüdoğru Erdoğan: Kitle iletişim araçlarıyla aktarılan semboller seyircinin dine olan ilgisini güçlendirilebilir ya da zayıflatılabilir. Dini programlar, bireyi popüler kültürün etkisiyle dini hayatı algılamada ikilemde bırakabilir. Çünkü popüler kültürün dini gelenek ve değerlerin etki gücünü azaltabileceği ihtimali bulunmaktadır. Bugün birey, dindar olmaya çalışırken çoğunlukla geleneksellikle modernlik arasında sıkışmaktadır. Bunun yanı sıra medyanın da etkisiyle hızla büyüyen popüler kültürden dinî algının ve dindarların etkilenmemesi gerektiğini söylemek anlamsız olacaktır. Çünkü modern hayatı sürekli empoze eden popüler kültür, dindar bireylerin sosyal ve psikolojik ikilemlerinden faydalanarak dinî hayat ve değerlerde ciddi değişikliklere neden olabilmektedir. Bütün bunlara rağmen, özgür bir dindar bireyin manevî değerlerini koruyarak modernizmin çelişkilerinden uzak kalması kendi elindedir.  

Bu haber 3390 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum