Bir fâsık haber getirdiğinde…

Hucurât Suresindeki “Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın” ayetini nasıl anlamalıyız?

Bir fâsık haber getirdiğinde…

Hucurât Suresindeki “Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın” ayetini nasıl anlamalıyız?

Bir fâsık haber getirdiğinde…
20 Ağustos 2019 - 12:40


Hucurât Suresindeki “Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın” ayetini nasıl anlamalıyız?

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halis Aydemir bu soruya cevap verdi.

Prof. Dr. Aydemir, sosyal medyada yayınlanan bir videosunda, “Ey iman etmiş olanlar size bir fasık bir haberle gelirse onu araştırın.” ayetini, küçük yaşlarda nasıl algıladığıyla ilgili anekdotu paylaşarak şöyle konuştu:

“Ben küçük yaşlardayken diyordum ki bu ayette anlamadığım bir şey var. ‘Ey iman etmiş olanlar size fasığın biri haber getirdiğinde onu ciddiye almayın.’ Benim beklentim bu yöndeydi. Bilmiyorum kaçınıza böyle gelir? Fasığın biri size bir haber getiriyor. Ne beklersin fasık yani. O zaman ciddiye almayın. Ciddiye alırsanız birilerinin hakkına girmiş olursunuz. Çoğu zaman zihnim böyle geldi, gitti, sıkıntı yaşadım. Ama anlıyorum ki Cenab-ı Hak çok isabetli bir şey söylemiş. Bize demek istiyor ki o yüzden fasık demiş. Fasığın biri size bir haber getirdiğinde ‘Ya fasıktır nedir? Ciddiye almayalım.’ demeyin. Haber reddedilmez. Öteden, beriden, başkasından getirilen bilgi, getiren kimse fasık dahi olsa reddedilmez. Allah’ın emrettiği nedir? Haberi ciddiye al, araştır. Bu daha rafine bir düşünce. Bir çocuğun akledebileceği bir şey değil. Onun üstünde bir şey. 

Örnek verelim. Deniyor ki; çobanın biri böyle uzaktan uzağa insanlara bağırıyormuş. Ey millet kuzularınıza kurt saldırdı, koşun gelin. İnsanlar koşup gelmişler. Onlar gelince çekirdek çitleyerek demiş ki şaka yaptım.
Başka bir gün yine aynı şeyi yapmış. Başka birgün yine aynı şeyi yapmış. Köylüler artık ‘bizim ki artık yalan konuşur’ deyip ciddiye almamaya başlamışlar. Başka bir zaman gerçekten kurt saldırınca insanlar ‘he he anladık’ demişler. Ama bu kez gerçekten kurt saldırmış. İkinci davranış ne kadar fasık olursa olsun bir haber geldiyse o haberi araştırmaktır...”

Hucurât Suresindeki 6. Ayetin nüzul sebebi 

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan “Kur’an Yolu Tefsirinde” Hucurât Suresindeki 6. Ayet hakkında şu bilgiler veriliyor:

“Âyetin, güvenilmez kimselerin getirdikleri haberleri, doğruluğunu araştırmadan kabul etmenin uygun olmadığı yönündeki mânası ve hükmü geneldir, her zaman ve mekânda geçerlidir. Sosyal ve hukukî hayatın düzenli yürümesi, haksızlık ve huzursuzlukların önüne geçilmesi bakımından çok önemli olan bu tâlimatın vahyedilmesi ibretli bir olay üzerine olmuştur. Hadis kaynaklarının teyidi bulunmamakla beraber nüzûl sebeplerini anlatan kitaplarla tefsirlerde olay şöyle nakledilmektedir: Velîd b. Ukbe, Benî Mustalik kabilesinin zekât vergisini toplamak üzere gönderilir. Velîd yolda iken birisi, bu kabileden silâhlı bir grubun yola çıktığı haberini getirir. Velîd, onların savaşmak için çıktıklarını düşünerek geri dönüp Peygamberimize durumu anlatır. O da haberin doğru olup olmadığını araştırmak ve gereğini yapmak üzere Hâlid b. Velîd’i gönderir. Hâlid kabileye yakın bir yerde konaklayarak durumu araştırır; söz konusu grubun ezan okuyup namaz kıldıklarını, İslâm’a bağlılıklarının devam ettiğini tespit eder ve Medine’ye döner. Sonunda onların, zekât tahsildarı geciktiği için durumu öğrenmek veya zekâtı kendi elleriyle Hz. Peygamber’e teslim etmek üzere yola çıktıkları anlaşılır (Müsned, IV, 279; Kurtubî, XVI, 296 vd.). 
 
 “Yoldan çıkmış” diye çevirdiğimiz fâsık“dinin emirlerine uymayan” demektir; yalan haber taşıyan kimse de bu kavrama dahildir. Hz. Peygamber’in ashabı genel olarak doğru, dürüst, takvâ sahibi insanlar olarak kabul edilmişlerdir. Buna göre âyette geçen fâsık kelimesi, Velîd’in değil, ona yalan haberi taşıyan meçhul kişinin niteliğidir. Âyetten çıkan genel hüküm, durumu bilinmeyen veya yalancı, günahtan çekinmez olarak tanınan kimselerin verdikleri haberlere ve bilgilere güvenilmemesi, bunlara göre hüküm verilmemesi, harekete geçilmemesidir.

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 89-90
 
 

Bu haber 423 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum