İnternette İslam nasıl temsil ediliyor?

Sonpeygamber.info Yayın Danışmanı Fatma Ekinci, islamvemedya.com'un sorularını cevapladı

İnternette İslam nasıl temsil ediliyor?

Sonpeygamber.info Yayın Danışmanı Fatma Ekinci, islamvemedya.com'un sorularını cevapladı

İnternette İslam nasıl temsil ediliyor?
30 Nisan 2015 - 06:22

Medyada İslam’ın temsilinin farklı pek çok yönü bulunuyor. Bu yönlerden birini de günümüzde hiç kuşkusuz internet oluşturuyor. Amerika’da, Avrupa’da ve Türkiye’de yapılan araştırmalar farklı düzeyde de olsa, internetin İslam’ın araştırılmasında ve anlatılmasında bir araç olarak kullanıldığını gösteriyor.  Peki, sanal bir ortamda hakikati anlamak, anlatmak ne kadar mümkün? İnternet bir yandan İslam’ın araştırılmasında araçken diğer yandan zihinsel değişimlere yol açabilir mi? Sosyal medyada “Allah (cc)” veya “Hz. Muhammed” isimleriyle kişiler tarafından açılan hesaplar, insanların kutsal algısına zarar verebilir mi? 
 
İnternet ve İslam etkileşiminin sorunlarını ve imkanlarını sonpeygamber.info yayın danışmanı Fatma Ekinci ile konuştuk.



“Televizyon, her konuyu popülerleştirerek sığlaştırır”  

İslamvemedya.com: Televizyon – din etkileşiminde televizyona yönelik “kendi ölçülerine, kendi diline uygun bir din algısı üretiyor. Televizyonun kendine özgü yapısında, dini gerektiği şekilde anlatamazsınız” şeklinde eleştirel değerlendirmeler var. Bu eleştirileri haklı kılacak onlarca yayın da sayılabilir. Bu eleştiriyi internet için de söylemek mümkün mü? Yani internet de kendi diline uygun bir din algısı üretir mi?  

Fatma Ekinci: Televizyonla başlayacak olursak, bu konudaki en önemli eleştiri, ses ve görüntüyü bir arada kullanma, hız ve anındalık özelliği sayesinde televizyonun bir gerçeklik yanılsaması yaratması, belirli formatları dayatması nedeniyle de sistemin önemli bir taşıyıcısı işlevini görmesi, yani sistemi yeniden üretmesidir. Kolay tüketilebilir olduğu için de kitleler tarafından hızla benimsenmesi neticesinde bir anlam ve derinlik kaybına yol açıyor. Dijitalleşmeyle beraber hem mahiyet, hem de kullanılış biçimi itibariyle yeni teknolojiye uyum sağlamayı başaran televizyonun hala yaygın ve kitleler üzerinde etkin bir iletişim aracı olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla bahsettiğiniz çerçevede televizyonun kendi dilini ve bu dil üzerinden kendi izleyici kitlesini oluşturduğu; ele aldığı her konuyu popülerleştirerek sığlaştırdığı bir vakıa.   

“İnternet, din konusunda radikal zihniyet değişimlerine neden oluyor”  

İnternete gelince.. Parçalı ve her tür bilgiye aynı anda farklı pencerelerle ulaşma imkanı sağlayan yapısı ile insanı adeta hipnotize eden bu interaktif ağ teknolojisi sözlü, yazılı, görsel-işitsel iletişim biçimlerini aynı sistem içinde bütünleştirerek Manuel Castels’in ifadesiyle bir “meta-dil” oluşturuyor. Ve bu yeni dil, pek çok konuda olduğu gibi  din ile olan ilişkimizi de önemli ölçüde değiştiren/dönüştüren bir seyir izliyor. Bu değişimler sıradan olmayıp, “zihniyet değişimi” olarak nitelendirilebilecek radikal değişimler aslında.   

“Sanal ortama taşınan dini bilginin enformasyona evrilmesi söz konusu”  

Mesafe ortadan kalkarken, sanal kimlikler üzerinden interaktif bir ilişki tarzının gelişmesiyle kendine has dili, kültürü ve ahlakı oluşmaya başlayan sanal ortam, “gerçeklik algısı”nın yanı sıra dini bilgi edinme yöntemlerini de değiştiriyor. Böylelikle bir taraftan İslam medeniyetinde bilginin ulaştırılmasında merkezi konumda olan insan (alim/arif) unsuru devreden çıkarak kaynağın  belirsizleşmesi ve sanal ortama taşınan dini bilginin enformasyona (malumata) evrilmesi söz konusu oluyor. Diğer taraftan bireyin din ve kutsalla olan ilişkisi zayıflıyor, din gelenekten uzaklaşarak sahiciliğini kaybediyor.   

“Tıklanma oranındaki artışa dayalı beğeni kaygısı, dini bilginin doğasını dönüştürüyor"  

İslamvemedya.com: Bu sanal ortamda internet hakikatin anlatıldığı, ilan edildiği, insanların dini öğrenebildiği bir alan mıdır sizce? 

Fatma Ekinci: Yaşadığımız dönemi öncekilerden farklı kılan/çağa ait karakteristik özelliğin küreselleşme olduğu sıklıkla vurgulanan bir husus.  Küreselleşmeyle beraber, fiziksel mekan idraklerinin değiştiği, seyyaliyetin arttığı ve elektronik iletişimin dünyanın uzak bölgeleri arasındaki mesafeleri ortadan kaldırarak coğrafyanın sonunu getirdiği belirtiliyor. Küreselleşmeye eşlik eden ağ teknolojilerinin yol açtığı sanallaşma süreci de zaman, mekan ve gerçeklik algısını dönüştürüyor. Sanal gerçeklik (virtual reality) denilen ve internet teknolojisinin ürettiği evren, farazi bir dünya, gerçeği taklit eden bir ortam oluşturuyor ve kullanıcıyı o dünyanın içine çekerek manipüle ediyor. Öte yandan büyülü atmosferi ve sunduğu kolaylıklar nedeniyle pek çok dini içerikli paylaşımlar için de son derece cazip bir ortam. Bilgi vermek, simge paylaşımı, vaaz ve fetvaların yayınlanması gibi bir çok gerekçeyle kullanılan bu mecra doğası gereği dayattığı form ve dil aracılığıyla dini sembol, kavram ve pratiklerin mevcut tüketim düzeninde birer meta haline gelmesine yol açarken, popülerlik ve “tıklanma” oranındaki artışa dayalı beğeni kaygısı, dini bilginin doğasını dönüştürüyor, dinin kutsallık boyutu ve hakikat iddiası yüzeyselleşiyor.   

“Kur’an-ı Kerim şeklindeki pasta, internetin ve kitle iletişim araçlarının nasıl bir din algısına yol açtığını gösteriyor”  

Bireyin hakikatle ilişkisi giderek zayıflıyor. Sanal ortam bahsettiğimiz bu derinlik kaybının tek sorumlusu değil elbette. Bu durumu kültür endüstrisinin popüler kültür aracılığıyla dini metalaştırması, adeta bir tüketim nesnesine dönüştürmesi sürecinin bir parçası olarak görmek mümkün. Nitekim Kutlu doğum etkinliklerinde son gelinen nokta ve geçtiğimiz günlerde çokça tartışılan ve aralarında Kura’n-ı Kerim formunda pasta kesiminin de yer aldığı kutlama şekilleri, gerek internetin gerekse diğer kitle iletişim araçlarının zaman içinde nasıl bir din algısına yol açtığının, bireyin dini tasavvurunun nasıl dönüştüğünün çarpıcı örnekleri olarak karşımızda duruyor.   

“İnternetteki dini bilgilere güven endişesi…”  

İslamvemedya.com: Malumunuz Türkiye’de Dini Hayat araştırması, insanların dini bilgiyi aldıkları ve bu bilgiyi geliştirdikleri mecraların hangileri olduğunu belirledi. Bu araştırma sonucuna göre, internet bilgi kaynağı olarak oldukça düşük bir seviyede (% 4 civarında) kaldı. Bunun nedenleri ne olabilir?   

Fatma Ekinci: İnternet ortamında bilgi ve görüntü bombardımanının bilgiyi değersizleştirerek görüntüye indirgemesi, sahih olanla olmayanın aynı ortamda yer alması ulaşılan bilginin sıhhatine dair şüpheleri çoğaltıyor. Bütünden uzak, parçalı sınırsız sayıda malumatla karşı karşıya kalan birey, interneti eksik ve güvensiz bir bilgi kaynağı olarak görüyor ve daha güvenilir bir kaynağı tercih etme konusunda arayış içinde görünüyor. Araştırmada böyle bir sonucun varlığı geleneksel ve dini otoritelerin hala önemini koruduğunun bir işareti olarak da değerlendirilebilir. Yakın zamanda okuduğum bir araştırmada da internet kullanıcılarının internette ulaştıkları dini bilgiyi teyit için Diyanet’in ve ilahiyat fakültelerinin sitelerine başvurdukları ve bunlar üzerinden bilginin doğruluğunu test etmeye çalıştıkları belirtiliyordu. Bu sevindirici bir tespit olmakla beraber bu durum internette dolaşan ve dini bilgi olarak nitelendirilen malumatın, bilgi değeri taşımadığı, sanal dünyanın doğasının getirdiği güvensiz ve kontrolsüz ortamda ciddiyetini kaybederek metalaştığı, kurgusal ve manipülatif bir görüntüye dönüştüğüne dair yukarıda temas ettiğimiz sorunları görmezden gelmeye yol açmamalı kanaatimce.   

“İnternet, dini bilgilerde anlam kaymalarına ve tahrifata zemin hazırlayacak bir potansiyele sahip”
 İslamvemedya.com: Diğer taraftan herkese dini konularda söz söyletme potansiyeli bulunan internette bilgi kirliliği var. Bir sitedeki içerik, başka bir site tarafından reddediliyor. Bu durum insanların dine yaklaşımını etkiler mi?  

Fatma Ekinci: İnternetin sağladığı alt yapının cazibesi, İslam hakkında bilgisi olsun olmasın pek çok kişinin internet üzerinden bilgi paylaşımında bulunması imkanını da artırıyor ve sizin de belirttiğiniz gibi ciddi düzeyde bir bilgi kirliliğine yol açıyor. Çok şükür ki Dini Hayat Araştırması’nın da gösterdiği gibi internet henüz dini bilgi edinmede alt sıralarda geliyor, dolayısıyla etkisinin sınırlı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak interneti bizden çok daha aktif şekilde kullanan yeni jenerasyon üzerindeki etkilerinin ölçümü için erken olduğunu da eklemek gerekir. İnternette birbirini nakzeden bilgilerin yanı sıra ihtilaflı konuların gündeme gelmesi, daha önce etki alanı sınırlı kalan şaz görüşlerin kendine daha kolay yer bulması, bir çok kişi ve kurumun kendi görüşünü refere etmesini de teşvik ediyor. Kaynak gösteriminin olmaması ve yazarın kimliğinin meçhul olduğu paylaşımların kolaylığı, bağlamından kopuk, eksik veya yanlış içeriklere, neticede de anlam kaymaları ve tahrifata yol açabiliyor böylece.   

“Bilgi kirliliği, dini bilginin mahiyeti ve meşruiyetini olumsuz etkiler”  

Bu arada bilgi kirliliğinin dini bilginin mahiyeti ve meşruiyyeti üzerindeki olumsuz etkisinden de söz etmek gerekir. İnternette bilginin bir bağlam harici üretilmesi, kümülatif olarak yenilenen bir kaynağa dönüşmesi, giderek metalaşmasına ve gerçek değerini kaybetmesine yol açıyor. Oysa bilgiden söz edebilmek için içselleştirilmesi, hayata geçirilmesi gerekiyor. Bireye mal olmayan, içselleştirilemeyen bilgi ise malumat düzeyinde kalır, hakikate ulaştırmaz. Bu bağlamda bilgi ile iman arasındaki ilişkinin zayıflaması, dini tasavvuru ve dini bilginin yaşam tarzı üzerindeki belirleyici etkisini zayıflatır.  

“Sosyal medya, mesajın itibarsızlaşmasına neden oluyor”  

İslamvemedya.com: Sosyal medyaya gelecek olursak,  yapılan araştırmalar, sosyal medyanın daha çok boş vakit geçirmek için kullanıldığını ortaya koyuyor. Bu sonuçlara göre, sosyal medyada dini anlatmak ne ölçüde mümkündür?  

Fatma Ekinci: Cevaba geçmeden önce sosyal kimlikten bağımsız, sansürsüz ve özgür bir ortamda iletişim imkanı verdiği için demokratikleşme aracı olarak da görülen sosyal medyanın özellikle sivil toplum kuruluşları ve toplumsal hareket aktivistleri için önemli bir işlev gördüğünü söylemek gerekir. Ancak bunun sonucu olarak bir taraftan yeni “sanal cemaatler” ortaya çıkarken, diğer taraftan şiddet ve nefret söylemi de yaygınlaşabiliyor. Yeni kimlikler oluşturma imkanı vermesi, kullanıcıların içeriği üretebilmesi ve ürün reklamları için pazarlamacılara eşsiz bir ortam sunması  sosyal medya kullanımını cazip hale getiren diğer özellikler. Öte yandan belirttiğiniz gibi sosyal medyanın boş vakit ve eğlence amaçlı kullanımı oldukça yaygın. Adeta sosyal bir kafe işlevi gören bazı sosyal paylaşım siteleri kişilere, dinden siyasete, ekonomiden gündelik hayata kadar hemen her alanda sohbet etme, kendi görüşlerini paylaşma ve tartışma imkanı veriyor. Bu esnada doğruluğu veya yanlışlığı sorgulanmadan ciddiye alınarak paylaşılan içerikler hızla yayılma imkanı buluyor. Ucuz, kolay ve hızlı paylaşım, yönlendirmeye açık bir ortamın varlığı çeşitli din mensuplarını dinlerini anlatma konusunda motive ediyor. Ancak gerek kullanılan dil gerekse anlık ve etkileşimli içerik paylaşımının herhangi bir konuda derinliğe izin vermemesi, ciddi konuların ciddiyetini kaybetmesine ve mesajın itibarsızlaşmasına yol açıyor.   

“Sosyal medyada “Allah (cc)” veya “Hz. Muhammed” olarak sayfalar açılması, tam anlamıyla bir tahfif ve tahrifattır”  

İslamvemedya.com: Diğer yandan sosyal medya sitelerinde “Allah (cc)” veya “Hz. Muhammed” gibi sayfalar açılmış ve milyonlarca üyesi, takipçisi var. Bu sayfalarda komik veya anlamı olmayan içerikler bulunuyor. Bunlar insanların din algısına, kutsal algısına zarar verir mi?  

Fatma Ekinci: Bildiğiniz gibi sosyal paylaşım siteleri kişisel hesaplar üzerinden paylaşıma imkan veriyor ve bu hesaplardan gelen paylaşımlar doğrudan sayfa veya hesap adı üzerinden yapılıyor. Yani “Hz. Muhammed şunu paylaştı” diye bir ileti alıyorsunuz. Aynı sayfalarda pek çok içeriğin yorum kısmında üyelerin bundan şikayet ettiğini ve sayfa adının değiştirilmesini istediklerini görebilirsiniz. Her şeyden önce bu tür hesapları oluşturan kişilerin bu hassasiyeti nasıl dikkate almadıklarını anlayabilmiş değilim. İkinci olarak bu tam anlamıyla bir tahfif ve tahrifat kanaatimce. İçerikler de oldukça sorunlu. Salavat veya Fatiha kumbarası, okunması istenen dua için okunma sayısı oranında yorum kısmına nokta konmasının istenmesi gibi içerikler, her ne kadar dini pratikleri teşvik amacı taşıyan iyi niyetli paylaşımlar olsa da -tüm iyi niyete rağmen- dinin magazinleşmesine, kutsalla ilişkinin zayıflaması ve dinin temel referanslarından uzaklaşmaya yol açıyor ne yazık ki.  

“Dinin, internetin sanal, parçalı dünyasında sunumunda Müslümanlar için daha özel bir bilinç durumu gerekiyor”  

İslamvemedya.com: Eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?  

Fatma Ekinci: Yaşadığımız dünya her gün yeni bir ürünün piyasaya sürülmesiyle iletişim teknolojilerinin inanılmaz bir hızla geliştiği, gelişen teknolojiyle beraber bireysel ve toplumsal hayatta da önemli değişimlerin yaşandığına şahit olduğumuz bir dünya. Gerçeklik ve fantezinin bir arada olduğu sanal ortam yeni bir deneyim biçimi yaratarak, mekan, zaman ve gerçeklik algımızı dönüştürüyor. “Hız”ın “iyi” olanı belirlemede bir kriter haline geldiği bu yeni bilişim teknolojileri, adeta kendine has bir dil, kültür, ahlak anlayışı ve düşünme biçimi oluşturarak, “gerçeklik algısı”nın yanı sıra bireyin dinle kurduğu ilişki ve dini bilgi edinme yöntemlerini de büyük ölçüde değiştiriyor.    Müslümanların, geleneksel kültürde küçük ders halkalarında veya sohbet ortamlarında kuşaktan kuşağa aktarılan dini bilgiyi günümüz insanına aktarmada modern iletişim araçlarından istifade etmek istemesi kaçınılmaz bir durum. Ancak hayatın tüm alanlarını kuşatan, değer yargılarımızı belirleyen dinin, internetin sanal ve parçalı dünyasında bütünlüğünü ve derinliğini kaybetmeden sunulması, bilgiyi iman ve ahlak düzleminde değerlendirmesi gereken biz Müslümanlar için daha özel bir bilinç durumu gerektiriyor.     Fatma Ekinci ile yaptığımız röportajı pdf olarak kaydetmek için lütfen tıklayınız.  

Bu haber 2119 defa okunmuştur.