Medya, Din ve Siyaset

Medya ve Din Sempozyumunun 3. oturumu Diyanet İşleri Başkanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Necdet Subaşı başkanlığında yapıldı.  

Medya, Din ve Siyaset

Medya ve Din Sempozyumunun 3. oturumu Diyanet İşleri Başkanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Dr. Necdet Subaşı başkanlığında yapıldı.  

Medya, Din ve Siyaset
01 Mayıs 2015 - 16:10

Medya-Din ve Siyaset başlıklı oturumda medyanın toplumsal değişim sürecinde din ve siyaset üzerinde oynadığı rol genel ölçüde tartışıldı.   Medya, din ve siyaset oturumunda Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, Prof. Dr. Emine Yavaşgel, Doç. Dr. Alev Erkilet, Yrd. Doç. Dr. Hidayet Tuksal ve Doç. Dr. Fahrettin Altun bildiri sundu. O bildirilerden bazı notlar:


Fahrettin Altun: “Türkiye’de medya aslında sadece negatif İslam temsilleri üretmekle kalmıyor bunun yanında İslam’ı çeşitli stratejilerle ve biçimlerde tanımlıyor” 

Bildirisinde medyada İslam’ın negatif temsilini ve İslam’ın nasıl çarpıtıldığını vurgulayan Altun, “Dini kurumların, İslami cemaatlerin, Müslüman hareketlerin, kadınların bir biçimde medyada negatif bir şekilde temsil edildiğini görüyoruz”  dedi. Konvansiyonel medya araçlarında, yeni medya araçlarında farklı alanlarda negatif temsillerle çok sık şekilde karşılaştığımızın altını çizen Altun; ‘Batı da İslamofobi tartışmaları özellikle medya ekseninde ilerliyor. Gerek enformasyon medyasının fonksiyonlarından ve çıktılarından biri olan haberler, gerek eğlence metinleri, gerekse reklam metinleri bu bağlamda bu tür negatif temsilleri çok ciddi şekilde bünyesinde barındırıyor.” ifadelerini kullandı.  

Altun, "Türkiye’de medya aslında sadece negatif İslam temsilleri üretmekle kalmıyor, Bunun yanında İslam’ı çeşitli stratejilerle ve biçimlerde tanımlıyor. İslam’ı tanımak yerine, tanımlıma gayretinegiriyor’  şeklinde konuştu.   Medyanın dini, İslam’ı tanımama stratejilerin merkezinde olduğunu söyleyen Altun, 28 Şubat döneminde gerçek İslam tartışmalarını hatırlatarak birçok ilahiyatçının asıl dinin ne olduğuyla ilgili ortaya koyduğu medya performansının aslında medyanın dini tanımlama stratejisinin çok somut örneklerinden bir olduğunu söyledi.    

Alev Erkilet: “Arap baharı dediğimiz süreç Facebook’da planlandı, Twitter’ da koordine edildi, Youtube ile dünyayla paylaşıldı"

Kitle medyası ile yeni medya arasındaki farklara, sosyal medyanın etkilerine değinerek devrimci girişimleri ele alan Erkilet, “2010 tarihinden bu yana dünyanın tüm bölgelerinde bütün coğrafyalarında ve genellikle antikapitalist ilkelerden hareketle devrimci girişimler oldu. Bu girişimleri ABD’deki Occupy Wall Street, İspanya’daki Indignadas, İzlanda’daki ‘Mutfak’, Türkiye’deki ‘Gezi’, Arap Ülkeleri’nde ‘Arap Baharı’ olarak anılan toplumsal hareketlerin önümüzdeki günlerde e-demokrasi, e-toplumsal hareketler üzerinden dünyanın çevresinin ciddi bir biçimde değiştireceğini, öngörüyoruz.’  dedi.  

Yeni medya üzerinden örgütlenen en önemli toplumsal hareketlerden biri olan İhvan-ı Müslim’in Hareketi üzerine tartışmasının çerçevesini çizen Erkilet,  “İhvan-ı Müslim Hareketi için sömürgecilik baskısı altında kıvranmakta olan bir Mısırdan bahsediyoruz ve öbür taraftan da kendi dini temellerinden kopmak zorunda bırakılmış toplumun ve halkın arayışlarından söz ediyoruz. İhvan-ı Müslim’in tam böyle bir ihtiyacın sonucu olarak ortaya çıktı. Ve savunduğu şey “İslam parçalarına ayrılarak yaşanabilecek bir din değildir, bu bütünsel bir hayat nizamıdır.” şeklinde konuştu.

Erkilet şöyle devam etti:  

“Bugün Arap Baharı olarak adlandırdığımız sürecin ana aktörünün aslında daha farklı, daha genç, muhtemelen daha üst orta sınıflardan gelen, eğitimli bir genç kuşağın sürüklediği hareketler olduğunu düşünüyorum. Arap baharı dediğimiz sürecin Facebook’ta planlandığını, Twitter’da koordine edildiğini, cep telefonu mesajlarıyla yayıldığını, Youtube ile dünyayla paylaşıldığını ve herhangi bir gazetenin editöryal müdahale olmadan da tüm çıplaklığıyla herkese ulaştırabildiğini görüyoruz.”  

Hidayet Tuksal: “Başörtülü kadınlar için medyada oluşturulan “suçlu” veya “problemli” imajı ne yazık ki hala etkili!”  

Hidayet Tuksal medyada kadın temsili konusunda bir bildiri sundu. Kadınların medyada nasıl temsil edildiğini maddelere ayıran Tuksal, o maddeleri “Kadınlar doğal eşit varlık olarak; Eş, anne, fedakâr; Üçüncü sayfa magazin nesnesi; cinsel nesne, haz nesnesi; eylem kadınları; araçsal varlık olarak temsil edilmektedir” şeklinde açıkladı.

Medyada dindar kadınların temsili hakkında tespitlerini aktaran Tuksal şöyle devam etti:  

“Medyada dindar kadınların, dindarlığın görünmez kılındığı bir dönem var. Bu döneme seküler imtihanlık dönemi diyebiliriz. Dindarlığın görünmez kılındığı, bu görünmezliği aşan kadınların ise bir şekilde kriminalleştirildiği, ideolojikleştirildiği, sapkınlaştırıldığı bir söylem. Bu suskunluk döneminden sonra başörtülülerin çoğaldığı bir dönemden bahsediyoruz, fakat yine hep yanlış şeyler oluyor. 28 Şubat sürecinden sonra başörtülü kadınları medyada görmeye başlıyoruz. Kadınlar hak arama çabası içinde aktörleştiler, aktörleşince medyaya da aktörler olarak yansıdılar. Bir süre sonra başörtüsü yasağı dönemi kapatıldı. Bu sembolik bir biçimde kapatıldı. Ondan sonra bir tür normalleşme sürecine girdik. Hala sırtımızda büyük bir kambur var, başörtülü kadınlar için medyada oluşturulan suçlu, ortalıkta görünmemesi gereken, problemli imajı duygusu ne yazık ki hala etkili. Sadece seküler kesim de değil, muhafazakâr kesimde de etkili!’  

Haber: Nuray Gönülşen Fotoğraf: Buse Pehlivan

Bu haber 2593 defa okunmuştur.