Medya, Din ve Eğitim

Medya ve Din Sempozyumunun 9. oturumunda “Medya, Din ve Eğitim” konu başlığı altında Türkiye’de dini eğitim ve medyadaki dini yayınların etik, estetik ve bilgi düzeyi tartışıldı.

Medya, Din ve Eğitim

Medya ve Din Sempozyumunun 9. oturumunda “Medya, Din ve Eğitim” konu başlığı altında Türkiye’de dini eğitim ve medyadaki dini yayınların etik, estetik ve bilgi düzeyi tartışıldı.

Medya, Din ve Eğitim
02 Haziran 2015 - 20:45

Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı’nın başkanlığındaki oturumda Prof. Dr. Said Yazıcıoğlu, Mehmet Sürmeli, Ayşen Gürcan ve Prof. Dr. Mustafa Öztürk bildiri sundu.

Said Yazıcıoğlu: “Medyada mutlaka iyi bir din eğitimi almış muhabir istihdam edilmelidir”  

Toplumu aydınlatma araçlarının en önemlilerinden olan medyanın kitleleri objektif ve doğru bilgiyle aydınlatma görevinin her zamankinden daha çok önem kazandığını belirten Yazıcıoğlu ‘Öncelikle toplumun din konusunda doğru ve sağlıklı bir dini bilgiye sahip olması esastır. Bunun ideal bir şekilde gerçekleşmesi zor; hatta imkansızdır. Eğitim yolu ile ve Diyanet görevlilerince camilerdeki yaygın din eğitimi anlamındaki vaaz ve hutbeleri ile yapılmaya çalışılmaktadır. Ne ölçüde başarılı ve etkili olduğu tartışılabilir, ancak eldeki imkanlar bunlar olup, önemli bir alandan bahsettiğimiz unutulmamalıdır” diye konuştu.  

Yazıcıoğlu, medyanın din bilgisinin sürekli vurgulanan konuların başında geldiğini belirterek şöyle devam etti:   

“Bu çok anlaşılabilir bir durumdur. Doğru ve sahih bir dini bilgi ile yorumlandığında anlam kazanır ve kitleler doğru yönde bilgilendirilmiş ve şekillendirilmiş olur. Bilgisizlikten ve araştırmamaktan kaynaklanan çok basit dini haber hataları bazen komik durumlara sebebiyet vermekte inandırıcılık ve itibar büyük yara almaktadır. Bilgisizlik günümüz imkanları dikkate alındığında hiçbir şekilde mazeret olarak öne sürülemez. Medyada mutlaka iyi bir din eğitimi almış muhabir veya değişik görevlerde eleman istihdamı önemlidir. Yazılı ve görsel medya günümüzde ihtisaslaşmaya yönelmiş, siyaset, ekonomi, aktüalite ve spor gibi pek çok alanda uzmanlaşmış elemanlar istihdam etmektedir. İlahiyat Fakültesi mezunları İletişim Fakültelerinde yüksek lisans veya doktora yapmak sureti ile basın sektöründe istihdam edilebilir. Böylece din konusunda toplumu bilgilendirme daha sağlıklı olacağı gibi, gereksiz tartışmalarında önemli ölçüde önüne geçilmiş olacaktır.”    

Mehmet Sürmeli: “Usul bilmeyenin ilmine itibar edilmez’’  

Kur’an’ı Kerim’de din kavramlarının değişik kullanımları olduğuna dikkat çeken Mehmet Sürmeli, ‘Kelime ile kavramsal anlam arasında bir ilgi kuracak olursak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki bir dine iman eden kimse o dinin tanrısına boyun eğer ve dinin birtakım tekliflerini yerine getirme hususunda da borçlu olur. Bunları yerine getirmekle yükümlüdür. Bu ifadeleri İslam dini bağlamında düşündüğümüz zaman, Müslüman olduğunu söyleyen kişi yalnızca Allah’a boyun eğer; ona itaat eder ve O’nun, kullarına göndermiş olduğu şer’i teklifleri ihlasla yerine getirir.”  dedi.

Sürmeli konuşmasını şöyle sürdürdü:   “Kur’an-ı Kerim’de din kavramının ‘Davranışlardaki helal ve haramlarla ilgili kaideler, ibadetlerin tamamı, hac, zekat ve diğerleri, Hristiyanlık ve Yahudiliğin prensipleri, dini sembolleri, ceza hukuku, namaz, hayatın geniş alanındaki uyulması gereken tümel kurallar, yürürlükteki kanun ve yönetmelikler, tercih edilen ve yaşanılan hayat tarzı anlamlarında kullanılmıştır. Dinin Kur’an-ı Kerim’deki sınıflamasıyla daha sonraki süreçlerde yapılan sınıflamalar oldukça düşündürücüdür. Medyanın da kabul etmiş olduğu aynı zamanda okullardaki bilgilere de baktığımız zaman dinlerle ilgili sınıflama yapılmıştır. Dini konularda söz söyleyebilmek için evvela metodik bilgiye sahip olmak gerekir. Eskiler bunu çok güzel ifade etmişlerdir. ‘Usul bilmeyenin ilmine itibar edilmez.”  

Ayşen Gürcan: “Medya üzerinden dinî bilgi öğrenimi artmaktadır”  

Medyadan dini bilgileri öğrenen aileler ile diğer dini bilgilerini başka kaynaklardan öğrenen ailelerin yapısını verilere dayanarak inceleyen Ayşen Gürcan, 2006 ve 2011 de yaptığı araştırmalara göre şunları söyledi:

“Sahip olduğunuz dini bilgileri en çok nereden edindiniz?’ sorusuna 2006’da aile ve okul yanıtı verilirken, 2011’de Kur’an kursları ve dini kitaplar yanıtı verildi. Türkiye’de din öğretimi en fazla aile, akraba ortamlarında öğrenilmektedir. Ancak son dönemde medyanın her eve her saat üzerinden yayın yapmasıyla birlikte medya üzerinden din bilgilerinin edinimi de arttığı bilinmektedir.”  

Mustafa Öztürk: “Medyanın fıtratını biz belirlemedik"  

Prof. Dr. Mustafa Öztürk de, medyadaki dini temalı programlardan söz etti. Medyanın İslam medeniyetinden doğmadığına temas eden Öztürk “Medyanın din ile arasının açık ve mesafeli oluşunu tespit etsek de, bütün olan bitenleri dini açıdan değerlendirip, kritik edip reddetsek de, bizden bağımsız olan hayatımızın tam orta yerinde tabiri caizse kapıdan kovsanız, bacadan yine içeri giren bir gerçeklik olarak bir mecra olarak önümüzde durmaktadır. Mecranın fıtratını her ne kadar biz belirlememiş olsak da,  işlev açısından acaba orada kötü giden bir şeye iyi tarafından dokunaraktan orada bir iyilik yaratabilir miyiz, bunun üzerinde çaba göstermeliyiz” dedi.   

Türkiye’deki medya mecralarında özellikle televizyon ekranlarında dini programların sayısının arttığını söyleyen Öztürk, ‘Televizyon programlarının içeriklerindeki bilgi düzeyi kamuyu, kitleyi bilmediği konu da veya yanlış bildiği bir konuda bilgilendirmekten ziyade aslında onun bildiğini doğrulukla yanlışlığın mevzu bahis etmeden alımlı bir şekilde, cazip bir şekilde bazen sansasyonel şekilde tekrar iade ediyor ve ona bir bakıma eğlence sunuyor.” şeklinde konuştu.    Haber: Medine Çepnioğlu 

Bu haber 3645 defa okunmuştur.