“Teknoloji karşıtı bir duruş, aklen ve dinen sağlıklı değildir”

Prof. Dr. Huriye Martı, 8. Dini Yayınlar Kongresi’nde konuştu.

“Teknoloji karşıtı bir duruş, aklen ve dinen sağlıklı değildir”

Prof. Dr. Huriye Martı, 8. Dini Yayınlar Kongresi’nde konuştu.

“Teknoloji karşıtı bir duruş, aklen ve dinen sağlıklı değildir”
30 Mayıs 2021 - 16:24

Teknoloji ve din arasındaki ilişki, çeşitli araştırmalara konu olurken önemli bir değerlendirme Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Huriye Martı’dan geldi.

Huriye Martı, “Teknoloji karşıtı bir duruş, aklen olduğu gibi dinen de sağlıklı değildir” dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanan 8. Dini Yayınlar Kongresi’nin açılış programında konuşan  Prof. Dr. Huriye Martı, insan ve teknoloji arasındaki ilişkiye temas etti. Dijital dünyanın gelişmelerini iyilik üretmek ve yaymak için kullanmanın, onu Allah rızası yolunda kullanmak anlamına geldiğini ifade eden Prof. Dr. Huriye Martı konuşmasında şunları söyledi:

"Biz, kaleme ve yazdıklarına and içen, harf, söz, kelime ve kitaba kıymet veren; dilleri, Yüce Allah’ın varlığının ve birliğinin delili sayan Yüce bir Kitabın takipçileriyiz. Kur’an-ı Hakim,  bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığını vurgular. Ancak bilgeliğe dönüşmeyen bilgi ve ahlâka dönüşmeyen ilim, hikmet yüklü gönüller inşa edemez. Tam aksine sahibine yük olur. Oysa bilgi, salih amelin sağduyulu yolu ve en samimi eşiğidir. Ahlâki kökleri ve amelî bağlarından uzağa düşen bilgi ise insana ve çevresine zarar verir. İşte bu yüzden biz biliriz ki, Sevgili Peygamberimiz fayda vermeyen bilgiden Allah’a sığınır.

 “Teknoloji karşıtı bir duruş, aklen olduğu gibi dinen de sağlıklı değildir”

İnsan, varoluşu gereği ihtiyaçlarını karşılamak ve birtakım amaçlarına ulaşmak için tabiatı kullanan, dönüştüren, yönlendiren bir varlıktır ve bu özelliğiyle teknolojiye ilgi duyar. Zira teknoloji, çevresini şekillendirme ve hayatını yönetme konusunda insana güç, hız, kalite gibi ciddi imkânlar sunmaktadır. Aslında Kur’an’ın tabiattaki varlıkları, bunların fonksiyonlarını ve de bazılarından insan emeği ile elde edilen ürünleri “ayet” olarak adlandırması ve bir ayrım gözetmeksizin ilahi mesajı iletmede bu ayetleri kullanması, teknolojik ürünlerin de Yüce Yaratıcı’ya işaret ettiğini göstermektedir. Sonuçta gücün, bilginin ve iradenin yegâne kaynağı O’dur. O halde, bütünüyle teknoloji karşıtı bir duruş, aklen olduğu gibi dinen de sağlıklı değildir. Dijital dünyanın gelişmelerini iyilik üretmede ve bunu yeryüzünde yaymada kullanmak, bir bakıma Allah’ın ayetlerini okumak ve O’nun rızası yolunda kullanmak anlamına gelmektedir.

“Diyanet İşleri Başkanlığı devasa bir yayın kurumu haline gelmiştir”

Diyanet İşleri Başkanlığımız kuruluşundan itibaren sahih dini bilgi ve selim akla bağlı kalarak, halkı din konusunda aydınlatmak için yayın teknolojilerini dikkatle kullanmaya özen göstermiştir. Bugün itibariyle iki bini Türkçe, yedi yüz ellisi farklı dillerde olmak üzere toplam üç bine yaklaşan kitapları, sekiz farklı süreli yayını, 24 saat yayın yapan üç radyosu ve bir televizyonuyla devasa bir yayın kurumu haline gelmiştir. Bu yayın müktesebatının eşgüdümlü bir şekilde yeni yayın teknolojileriyle uyumlu hale getirilmesi ve dijital mecralara hitap eden yeni eserler ve özgün içerikler üretilmesi Başkanlığımızın gündemindeki öncelikli konular arasında yer almaktadır. Hayatın akışındaki gelişmeler ve yayıncılığımızdaki ihtiyaçlar analiz edilerek bir yıl önce Sayın Başkanımızın gayreti ve Saygıdeğer Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle Dini Yayınlar Genel Müdürlüğümüz çatısı altında ‘Dijital Yayınlar’ dairesi kurulmuştur. Bu adım, kamuda dijital yayıncılığı konu edinen ilk kurumsal hamlelerden birisidir.

“İnsanı nesneleştiren, teknolojilere karşı uyanık olmak gerekiyor”

İnsanlık yepyeni, farklı, akışkan bir dönemden geçiyor. Dünyanın değişim hızını ve yönünü doğru okumak için özel, yoğun ve devamlı bir gayret gerekiyor. Sosyal bilimciler yaşadığımız bu nev’i şahsına münhasır atmosferi tarif  etmek adına; enformasyon çağı, gösteri çağı, teknoloji toplumu, ağ toplumu, gözetim toplumu, tüketim toplumu, risk toplumu farklı kavramsallaştırmalar kullanıyor ve teoriler geliştiriyor. Bu açıklama çabaları ziyadesiyle önemli hususlara işaret ediyor. Anlaşılması ve açıklanması uzun tartışmalara konu olan bu dönemin yayın dünyasına yansımaları ise başlı başına bir araştırma alanına tekabül ediyor.

En belirgin yönüyle ifade edersek; yayınlanacak yazılı, sesli ve görüntülü mesajların;  tasarım, yazılım ve algoritmaların gölgesinde hızlı, hareketli, kısa, yalın, kolay, ucuz, ritmik ve eğlenceli hale getirilerek hayatın her köşesinde yayıldığı görüyoruz. Artık matbaa ve masa üstü yayıncılığın kurumsal yansımaları yerine, giderek bireyselleşen, küçük ve akıllı aygıtlara taşınan, herkesçe her zaman ve her yerde erişilebilir, yeni bir yayıncılık dönemini tecrübe ediyoruz.

Yeni teknolojilerin pek çok ihtiyacı en renkli ve en iddialı biçimde karşıladığı aşikâr. Ancak insanı nesneleştiren, mahremiyeti zedeleyen ve tüketimi özendiren teknolojileri doğru kullanmak gerekiyor. Özellikle salgın döneminde bu hareketli akışın neredeyse sorgulanamaz hale geldiğine bir kez daha dikkatlerinizi çekmek isterim.

“Her konuyu sağduyu süzgecinden geçirmeliyiz”

Oysa biz Müslümanlar her konuyu, bilhassa da  ilim ve hikmete dair konuları dini ve ahlaki değerlerimizden güç alarak sağduyu süzgecinden geçirmek durumundayız. Çünkü kadim yitiğimiz olan hikmeti metalaştırarak özensiz bir tüketim malzemesi haline getirmek, eşref-i mahlûkat olan insanın özgürlüğünü elinden alarak onu köleleştirmek, hakikati ötelemek gibi riskler karşısında yeterince dikkat ve rikkat kesbetmek dini, ahlaki, tarihi, kültürel ve idari önceliklerimizdendir.
 
Haber: Miraç Yinanç
 

Bu haber 221 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum