"Tele-fetvalar, kargaşaya sebep oluyor"

Prof. Dr. İhsan Çapcıoğlu, imkan ve riskleriyle sosyal medyayı anlattı.

"Tele-fetvalar, kargaşaya sebep oluyor"

Prof. Dr. İhsan Çapcıoğlu, imkan ve riskleriyle sosyal medyayı anlattı.

28 Eylül 2019 - 22:05

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. İhsan Çapcıoğlu, Sebîlürreşad Dergisi’nin düzenlediği Cumartesi Konferansları’na katıldı.

Sosyal medyanın farklı tezahürleriyle insan hayatına dahil olduğunu anlatan Çapcıoğlu, kimlik, akışkanlık, gözetim, tüketim, siber-suçlar, mahremiyet gibi pek çok alanla ilgili değerlendirmelerini paylaştı.

Çapcıoğlu, “televizyon vaizliği” ve “tele-fetva” gibi kavram ve kullanımlara da temas ederek şunları söyledi:

“Tele-fetvalar, kargaşaya sebep oluyor”

“Siber-uzam, aynı zamanda tele-varoluş anlamına geliyor. “Tele”, esasında sosyal medyada da, dijital ve sanal iletişimin ön adı olarak geçiyor. İlahiyatçı olduğum için söylüyorum. Televizyon vaizliği diye bir şey türedi. Eskiden vaiz kimdi? Camide, cemaatle birebir muhatap olan ve onun ihtiyacına göre konuşan kişiydi. Ancak bugün insanlar tele-fetvalar veriyorlar. Böyle olunca, her alanda olduğu gibi, din alanında da ciddi bir kargaşa yaşanıyor. İnsanlar, din hakkında birilerinden duydukları şeyleri ölçüsüzce söylüyor. Böyle olunca fetva dediğimiz olgunun olmazsa olmazı olan kişiye özel olma durumu ortadan kayboluyor. Dini bilgi düzeyi, ilgi ve ihtiyacı birbirinden farklı insanlar ‘aynı söze’ muhatap oluyor. Dolayısıyla o söze, soruya, sorgulamaya muhatap olmaması gereken kişiler de, sanki bu bilgiler herkesin standart ve ortak ihtiyacıymış gibi ona ulaşabiliyor. Böylelikle dini bilgi hususunda sürekli bir bulanıklık, karmaşa, anlamsızlık ve değersizleşme durumu ortaya çıkmış oluyor.”  



“Sosyal medya, insanların yaşam doyumunu düşürüyor”


Dijital mecraların iletişimdeki hızı artırdığına dikkat çeken Çapcıoğlu, bunun hangi sonuçları ortaya çıkardığını örnekleriyle ortaya koydu. Sosyal medya ile birlikte içtenlikli ilişkilerin her geçen gün yerini yapay ilişkilere bıraktığını vurgulayan Çapcıoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Esasında, bugün birbirimizle her zamankinden daha hızlı iletişime geçiyoruz ama gerçek ve nitelikli iletişimden her geçen gün uzaklaşıyoruz. Dünyanın diğer bir ucundaki arkadaşınızla ya da akrabanızla görüntülü bir şekilde görüşebilme imkânı varken, bunu yapmak yerine bir takım sosyal medya ortamlarında duygusuzca mesajlaşmayı tercih ediyoruz. Aynı şekilde dijital teknolojiler sayesinde özel günlerde ve zamanlarda eskiye göre daha çok bir araya gelme imkânımız varken, bunu tercih etmek yerine, daha kolay olanı, belki bir standart mesajla, herkesin bayramını tek bir tuşla tebrik etmeyi tercih edebiliyoruz. Peki, bu kolaylığın ortaya çıkardığı sonuçlar neler? Psikoloji alanında yapılan yakın tarihli bir araştırma şunu söylüyor: İnsanların yaşam doyumları gittikçe azalıyor. Esasen eskiden yaşam doyumumuz çok daha yüksek olduğu için kendimizi daha huzurlu, daha mutlu hissediyorduk. Ne var ki günümüzde bu konuda bir yoksullaşma içerisindeyiz. Neden? Çünkü yüz yüze ve içten ilişki biçiminden gittikçe uzaklaşıyoruz. Bu durum, bireyselleşme adı altında bencilleşmeyi beraberinde getiriyor. Başka bir ifadeyle her geçen gün daha diğerkâm olmamız gerekirken, aksine daha hodkâm; çok daha özgeci davranışlar sergilememiz gerekirken daha bencil tavır, tutum ve alışkanlıklara sahip oluyoruz. Sosyal medya sayesinde sanki önümüze sınırsız bir alan sunuluyormuş gibi görünüyor. Ancak bu kadar imkân, yani bolluk içinde gittikçe daha da yoksunlaşarak fakirleşiyoruz. Esasen bu tam bir açmaz. Bu nedenle, sosyal medya bir fırsat mı, yoksa bir tehdit mi derken bunu kast ediyorum.”



“Sosyal medya, ‘teflon insan’ tipine katkıda bulunuyor”

Çapcıoğlu konuşmasının son bölümünde, literatürde kavramsallaştırılan bir insan tipine dikkatleri çekti. Sosyal medya ile “teflon insan” tipi arasında ilişki kuran Çapcıoğlu, konuya şöyle açıklık getirdi:

“Son zamanlarda duyduğum, hoşlanmasam da, kavramsallaştırılan bir insan tipi var. Bilindiği gibi ‘gerçek insan’, kendine özgü beşeri, ahlaki, kültürel vb. değerleriyle yaşamını kurar. Ancak bugün bu değerlerin gittikçe aşındığını gözlemliyoruz. Bu yüzden “teflon insan” dedikleri bir kavramsallaştırma ortaya çıkıyor. Peki nedir teflon insan? Esasen tek kelimeyle ‘-mış gibi yaşayan’ insandır. Başka bir ifadeyle olaylar karşısında duyarlı gibi görünen ancak gerçekte hiç de öyle olmayan insan tipidir. Kanaatimce, sosyal medya bizi, gerçek insan tipinden yavaş yavaş teflon insan tipine doğru taşıyor. Çünkü teflon, nasıl ki yanmaz ve yapışmaz niteliklere sahip bir malzemeden üretilmişse, teflon insan da benzer nitelikleriyle öne çıkar. Burada ‘yanma’yı acı olarak düşündüğünüzde, bu insan tipi başkasının acısıyla hemhâl olmaz; onunla içtenlikli, duygudaş, empatik ve sempatik bir şekilde iletişim kurmaz, dolayısıyla acıyı duyumsayıp hissetmez. ‘Yapışma’ özelliği ise, etrafında yaşananlarla sahici bir tarzda ilişki kurmamasıyla açıklanabilir; ne yaşarsa yaşasın onda iz bırakmaz. Çünkü kendini olup bitenlere dahil etmez ve kendisi dışındakilerin yaşantılarına katılıp içtenlikle paylaşmaz. Bugün, dünyanın en fazla ihtiyaç duyduğu şey, ‘Gerçek İnsan’dır. Çünkü gerçek insanın içinde teflonluk yoktur. Sosyal medya ve dijital platformlar gittikçe yaygınlaşmasına rağmen, çevresiyle duyarlı, empatik, nitelikli ve içtenlikli iletişim kuran insan tipine daha çok özlem duyar hale geliyoruz.”






Bu haber 559 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum