"Medya İslam'ı ile karşı karşıyayız"

Prof. Dr. Bilal Sambur, islamvemedya.com'a konuştu.

"Medya İslam'ı ile karşı karşıyayız"

Prof. Dr. Bilal Sambur, islamvemedya.com'a konuştu.

07 Nisan 2015 - 19:07

Batıda tırmanışa geçen İslamofobinin temelinde yatan ana unsurun medya olduğu düşünülüyor. Çünkü medyada yansıtılan İslam ve Müslüman imajı buna zemin hazırlıyor. Sosyal medya ise kolektif bilincin oluşmasına katkı sağlarken diğer yandan da ırkçılık ve nefret söyleminin küreselleşmesinde bir unsur olabiliyor. Müslümanlar açısından bakıldığındaysa dînî bilgi alma noktasında medyanın önemli bir yerde bulunduğu görülüyor. Bu değerlendirmeler medyanın din algısı ve dindarlığı etkilediği noktasında birleşiyor.

İşte bu konuyu, medyanın din algısına ve dindarlara yönelik etkisini, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Sosyal Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Enstitüsü (SESA) Genel Koordinatörü Prof. Dr. Bilal Sambur ile konuştuk. 


“Medya, dindarlığımızı etkiliyor”

İslamvemedya.com: Medya Dindarlığımızı nasıl etkiliyor?

Bilal Sambur: Dindarlık dediğimiz olgu, hayatın  diğer herhangi bir faaliyetinden farklı bir olgu değil. Medya, giyimimizi, tüketimimizi, değer anlayışlarımızın değişmesini, politik tercihlerimizi, düşünce yapımızın oluşmasını nasıl etkiliyorsa aynı şekilde dindarlık yaşantımızı da, dindarlık anlayışının şekillenmesini de etkiliyor. Günümüzde medya ve iletişim, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar etkin ve hatta insan hayatının tamamı oldu. İletişim her zaman vardı, her zaman birtakım iletişim araçları vardı; fakat medya bugün küresel düzeyde iletişime imkan veren, bilgi akışını sağlayan, insanların bakış açısını değiştirebilen bir güce sahip oldu. 

“Medya ile dindarlar küresel tepkiler verebiliyorlar”

İslamvemedya.com: Bu küreselleşme sürecinde dindarlar ile medya arasındaki etkileşim nasıl oldu peki?

Bilal Sambur: Öncelikle şu söylenebilir: Dindarlar artık küresel bir olay karşısında medyadan aldıkları bilgilerle anında tepkide bulunabiliyorlar. Bir şekilde bunu kendi değer yargılarıyla ifade edebiliyorlar. Bunun en önemli örneğini karikatür hadiselerinde müşahede ettik. Batı'da bir karikatür basıldığında bütün Müslümanlar dindarlığın bir tezahürü olarak küresel bir tepki gösterebiliyorlar.  İkinci olarak  medya, dindarlığı küreselleştirdiği gibi aynı zamanda  çeşitlendirebilmektedir. Artık farklı insanlar dünyanın her tarafında medya sayesinde kendilerini; dini düşüncelerini ifade edebilmektirler, bu çok önemli bir husus. Üçüncü bir husus da dini bilgi artık belirli bir kesiminin ya da uzman bir kesimin, elit bir grubun tekelinde olmaktan çıktı. Yani mevcut durumda herkes din konusunda uzman, herkes yeni bilgilere çok daha kolay ulaşabiliyor ve  dini bilgiye ulaşma konusunda daha çok medya kaynakları, araçları ön plana çıkıyor. Yine medya, dini bilgiyi yaygınlaştıran ve dini bilgiyi yaygınlaştırdığı gibi  bu dini bilginin, kişiler tarafından benimsenmesini sağlayan bir eğitim aracına da dönüşmüş durumda. 

“Medya, tek doğrunun dayatma aracı olarak değil, farklı dindarlık anlayışlarına imkan sunan çoğulcu bir platform olmalıdır”

İslamvemedya.com: TÜİK tarafından Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde geçtiğimiz yıl yapılan Türkiye’de Dini Hayat Araştırması, medyanın dini bilgi alma ve var olan dini bilgileri geliştirmede önemli bir yere sahip olduğunu gösterdi. Bunun hakkında neler söylemek istersiniz?

Bilal Sambur: Şu noktayı unutmamak lazım! Din insanlar için belki en ilgi çekici ve ilginç olan  konulardan birisi. Dine dair olan her şey insanların ilgisini çekebilmektedir.  Bu ilgiden dolayı, medya açısından din konusu özel önem arz etmektedir. Televizyonlarda yapılan dini konulu tartışmaların  reyting rekorları kırdığını, sıralamada ön sıralarda yer aldığını biliyoruz. Burada önemli olan şey, dini bilgilenmede medyanın bir araç olarak kullanılmasıdır. Herkesin medyanın sağladığı ifade imkanı içerisinde tartışmaya katkı sağlamasıdır. Yanlış görülen ya da eksik görülen fikirler farklı görüşlerle dengelenebilir, düzenlenebilir. Burada önemli olan husus, medyanın tek doğrunun dayatma aracı olarak değil, farklı fikirlere, farklı dindarlık anlayışlarının ifadesine imkan sunan çoğulcu bir platform olarak kullanılmasıdır.

“Medyadaki zıtlığı gidermek mümkün değildir”

İslamvemedya.com: Medya dini bilgiye ulaşma noktasında önemli bir yere sahipken, birbirine zıt söylemlere de şahit oluyoruz. Örneğin, bir TV programında israfın sakıncalarından bahsedilirken, hemen ardından insanları tüketime teşvik eden reklamlar yayınlanıyor. Bu durumda medya eliyle sağlıklı bir dini bilgiye ulaşmak mümkün mü?

Bilal Sambur: Medya dediğimiz alan homojen bir alan değil, zaten insan hayatı da  homojen bir alan değildir. Bir noktada zıtlıkların beraber gittiği, yani bir dindar bir tarafta israfın haram oluşuna, israfın zararlarına dair bir değer benimserken öte taraftan kendi kişisel talepleri, ihtiyaçları, arzuları çerçevesinde belki başkaları tarafından israf olarak değerlendirilecek bir takım faaliyetlerde, tutum ve davranışlarda bulunabilmektedir. Medya da doğal olarak sadece bu tutumluluğu değil,  insanların bu harcama, tüketme güdüsünü öne çıkaran bir reklam anlayışı da geliştirebilir. Bu zıtlığı gidermek mümkün değildir. Biz bu noktada bir sansür uygulayamayız, bir müdahalede bulunamayız. Ancak bu noktada insanlara  olumlu insani değerleri, iktisat, tasarruf, iyi ahlak gibi olumlu değerleri pekiştirmelerini sağlayacak  yeni yollar ve yöntemler bulma konusunda, daha fazla yardımcı olmak ve kafa yormak gerekir. 

“Televizyonun seküler bir yaşamı yansıttığı tezine katılmıyorum”

İslamvemedya.com: Peki “Televizyon ‘seküler, dünyevî’ bir yaşama işaret ediyor ve bu yaşam tarzını aktarıyor” şeklinde bir tespit var. Buna katılıyor musunuz?

Bilal Sambur: Televizyon dediğimiz aygıtın saf dünyevi bir araç olduğu, dünyevileşmeyi ürettiği tezi, yanlış bir tezdir.  Bugün herkesin kendine göre bir kanalının olduğu bir dünyada yaşıyoruz.  Bugün uydudan, Amerika'dan birçok dini grubun yayınlarını yapan televizyonlar var.  İslam dünyasından farklı dini gruplara ait televizyon kanalları var. Mesela "İslam" adı altında televizyon var.  "Kur'an TV" diye bir televizyon var. Bunların hepsinin temel amacı dini öğretmek, Kur'an'ı öğretmek, kendi dini yorumlarını topluma aktarmak. Televizyon, reklamlarıyla insanların tüketim ihtiyaçlarını yoğunlaştırabileceği gibi, dini temalı yayınlarla dindarlıklarını da yoğunlaştırabilir. Örneğin bir "Çağrı" filmi, insanların siyer konusundaki bilgilerini, Hz. Peygamber konusundaki bilgilerini derinleştiren, yoğunlaştıran bir işleve sahip oldu. Bu da gösteriyor ki televizyon dini bilgiyi sunan, çok etkili bir araç olabilir. 

“İslamofobi, büyük ölçüde bir medya olayıdır”

İslamvemedya.com: Etkiden bahsetmişken, son dönemde yükselen İslamofobik olaylarda medyanın rolü, etkisi nedir?

Bilal Sambur: Aslında İslamofobi dediğimiz hadise büyük ölçüde  bir medya olayıdır.  Çünkü,  her ne kadar medyayı aşan bir durum olsa da,  medya bir bilgiyi,  çok kolaylıkla manipüle ederek yeniden kurgulayıp bütün dünyaya bir anda sunma gücüne sahip.  Avrupa'da sokaktaki insanın  entelektüel düzeyde İslam'a dair hiçbir fikri olmayabilir. Ama medya vasıtasıyla yayınlanacak bir karikatürle bile İslam lehine ya da İslam aleyhine büyük bir tepki oluşturulabilir. Ben bu noktada medyanın İslam konusunda ahlaki bir duruş sergilemediğini düşünüyorum. Batılı medya organları İslam karşıtı olmanın, İslam karşıtı yayınlar yapmanın, hitap ettikleri müşterileri açısından daha çekici olabileceği yargısına uygun hareket etmektedirler. Bu tabi sağlıklı bir durum değil. Bütün korkular aslında kolektif olarak yaratılır. Medya da İslamofobi dahil bütün korkuları yaratan kolektif bir iletişim aracından başka bir şey değil. 

Sosyal medya nefret söylemi ve terörizm

İslamvemedya.com: Sosyal medyaya gelecek olursak, Charlie Hebdo hadiselerinden sonra sosyal medyada “KillAllMuslim” gibi hashtag’ler açıldı ve uzun süre gündemde yer aldı.   

Bilal Sambur: Sosyal medyanın ne kadar sosyal olup olmadığı, ne kadar yıkıcı akımlara hizmet edip etmediği çok tartışmalı.  Sosyal ağlara dünyanın her tarafından giriş ve çıkış serbest. Aslında yeni dünya, "facebook" ve "twitter" dünyası, sosyal medya dünyası.  Hatta "Facebook Cumhuriyeti" veya "Twitter İmparatorluğu" şeklinde yapılan nitelemeler de var.  Bu noktada, sosyal medyada  ırkçılık,  nefret söylemi,  farklı kültürleri aşağılama, insan hayatını önemsememe, kışkırtıcılık, terörizm gibi bütün olumsuz faaliyetlerin en etkin bir şekilde yer aldığı bir alan, sosyal medya. 

“İslam dünyası medyaya yeterince önem vermiyor”

Müslüman kanı, Müslüman hayatı her insanın hayatı kadar değerli.  Bu noktada dünyada maalesef Müslüman hayatının değersiz, önemsiz olduğu, her gün İslam ülkelerinden ortalama 100 kişinin hayatını kaybetmesinin rutine bindiği ve insanların bunu normal bir şey olarak karşılamaya başladığı günümüz dünyasında bence sosyal medyada,  bu ırkçı,  ilkel söylemler yerine Müslümanların da  diğer insanlar kadar onur sahibi varlıklar olduğu, yaşam haklarının da kutsal olduğu şeklinde küresel bir farkındalık ve sağduyunun yaratılması gerekiyor. Biz de sosyal medyayı  bu çerçevede kullanmamız gerekiyor diye düşünüyorum.  

“Bir medya İslam’ı ile karşı karşıyayız” 

Biz artık aslında bir medya İslam’ı ile karşı karşıyayız. Müslüman evlilik siteleri var,  Müslüman çocuklara eğitim siteleri var. Bu noktada bizim çok geç olmadan bu konuda uzmanlaşan programlar hazırlamamız, modüller hazırlamamız, interaktif programlar hazırlamamız gerekmektedir. Bunun için de yapılması gereken iş, İslam'ı evrensel fıtrat değeri, dini olarak sunacak ve aynı zamanda medya olgusunu iyi kavrayan, medyanın teknik boyutuna sahip bir insan sermayesine ihtiyacımız var. Buna yatırım yapmamız gerekiyor. Umarım bu konuda geç kalmayız. İslam dünyasında henüz medyaya yeterince önem verilmiyor.  Medyada uzmanlık için,  medya eğitiminin de en üst düzeyde ele alınması gerekiyor. Bu eğitimin üniversiteler düzeyinde korunması gerekiyor. İletişim fakültelerinin kendilerini daha çok güncelleyerek organize olmaları gerekiyor. Müslüman sivil toplum kuruluşlarının bu konuya eğilmeleri gerekiyor. En önemlisi iletişim eğitimi veren  kurumlarda lisede,  üniversitelerde, medya organlarında din konusunun medyada nasıl işleneceği, nasıl gündeme getirileceğinin problem edilmesi, bu konuya duyulan ilginin artırılması gerekmektedir.

Prof. Dr. Bilal Sambur ile yaptığımız mülakatı pdf olarak kaydetmek için lütfen tıklayınız...


Bu haber 2197 defa okunmuştur.