Medya Okumaları (23): Dinin Ruhu - Taha Abdurrahman

Taha Abdurrahman ve 'İletişim Teorisi'

Medya Okumaları (23): Dinin Ruhu - Taha Abdurrahman

Taha Abdurrahman ve 'İletişim Teorisi'

Medya Okumaları (23): Dinin Ruhu - Taha Abdurrahman
14 Ocak 2022 - 01:33

Taha Abdurrahman’ın İletişim Teorisi ve Dinin Ruhu Adlı Kitabı Üzerine Bir Değerlendirme

Taha Abdurrahman, teo-politik yaklaşımı, ahlâkî sorunları ele alış biçimi ve inşa ettiği bütüncül paradigma çerçevesinde bilgi, ahlak ve varlık problemlerini zengin bir literatür içerisinde işlemektedir. Taha Abdurrahman’ın, başta Dînü’l-Hayâ olmak üzere, el-Lisân veʼl-Mîzân, Tecdîdü’l-Menhec, Bu’su’d-Dehrâniyye, Suâlü’l-Unf, Dinin Ruhu, Ahlâk Sorunsalı ve Amel Sorunsalı gibi Türkçeye çevrilmiş ve henüz çevrilmemiş pek çok eseri bu paradigmayı farklı boyutları ile ortaya koymaktadır. Derin irfânî atıflar ile felsefe yapan bir şahsiyet olarak Taha Abdurrahman, burhan, sultan (iktidar) ve vicdan kavramlarını, insan gerçekliğinin birer bileşeni olarak İlâhî Emanet Paradigması adını verdiği ahlâkî ve metafizik bir düşünceye bağlamaktadır.

Taha Abdurrahman’ın, paradigmasında Jean-Jacques Rousseauʼnun “Toplum Teorisi”, Habermasʼın “İletişimsel Eylem Teorisi”, Ludwig von Mises’in “Eylem Ontolojisi ve Praksiyoloji Teorisi”, Chantal Mouffeʼun “Agonistik Müzakere Teorisi”, J. L. Austin ve J. R. Searleʼün “Sözedimleri” gibi teorileri bulunmaktadır. Onun İslâmî kaynakları arasında ise İbn-i Haldûn’un görüşlerinin yanı sıra, -teyit, tenkit ve ret düzleminde- Gazzâlî, İbn Rüşd, İbn Teymiyye ve Şâtıbî gibi şahsiyetlerin düşünceleri yer almaktadır.

Taha Abdurrahman’a  göre öncelikli referans alanı, dil, akide ve bilgi çerçevesinde sınırları çizilmiş olan bilimsel ve kültürel İslâmî birikimdir. Batı toplumlarının teknolojik gelişmişliklerine rağmen yoksun olduğu şey bu birikimdir. Buna mukabil Batıda Liberteryanlarınki gibi özellikle kolektif katılıma dayalı müzakere ve iletişim teorileri, söz konusu krizi aşmanın arayışı olarak önemli olsa da bu arayış, İslâm’ın ahlaki değerler manzumesinden atıflar içermediği müddetçe başarılı olamaz.  Taha Abdurrahman, Dinin Ruhu adlı kitabında ifade ettiği üzere ahlâk, akıl ve siyaset sarmalında teo-plotik model, parçalanmayı kabul etmeyeceği gibi bu modelde İslâmî epistemoloji başat rol oynamalıdır.

Taha Abdurrahman’a göre, beşerî iletişim, metafizik boyutu esas alan bir yapı olarak, bir yönüyle beşerî ve kolektif, diğer yönüyle, ilahî ve vicdanîdir. Referansları bakımından fizik ve metafizik bütünlüğü gerektiren ve Elest Bezmiʼne ulaşan bu iletişim ağı, Taha Abdurrahman’a göre salt istidlâlin ötesine geçmekte, böylece o, iletişim alanında istidlâl ve şehâdet kavramlarını dengeli biçimde istihdam etmek suretiyle yeni bir müzakere etiği, iletişim modeli ve İslâmî bir medya teorisi oluşturmaktadır. Son tahlilde bu teori, vicdan, burhan ve sultan (iktidar) kavramlarının bütünlükçü bir anlayışla ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.

Genel anlamda demokrasinin bir enstrümanı olan medya alanında ve -farklı versiyonları olmakla beraber- liberteryan teorisyenler tarafından geliştirilen müzakereci demokrasi kavramı ile ilgili birtakım iletişim teorilerinde dinî epistemolojinin etkisiz hâle getirildiği görülmektedir. Bu teorilerden biri, Taha Abdurrahman’ın, müzakeredeki kolektif olma özelliğine vurgusu nedeniyle inceleme ve mukayese konusu yaptığı Jürgen Habermas’ın iletişim teorisidir. Müzakereci demokraside devlet dışı müzakere alanları, bir iletişim alanı olarak görülmekte, medya, sosyal medya araçları ve dernekler gibi unsurlar, devletin resmî müzakere organı parlamento ile benzer nitelikte, toplumsal iletişimin bir paydaşı olarak değerlendirilmektedir. Buna mukabil din olgusuna kayıtsız kalınması paradoksal bir durum oluşturmaktadır. Habermas’ın “söylem etiği” ve “iletişimsel akıl” olarak adlandırdığı rasyonelleşme olgusu sivil itaatsizlik kavramı üzerinden ilerlemektedir. Bu strateji, barışçıl, vicdanî ve tüm sosyal tabakaları içine alan kolektif bir dayanışmaya işaret etmektedir. Taha Abdurrahman’ın paradigması iknaî özelliği itibarıyla Habermas’ın önerisine tamamen mutabıktır.

Taha Abdurrahman, Elest Bezmi’ndeki iletişime dayandırdığı i’timâniyye (emanet paradigması) ve beşerî tavır ve praksis anlayışı doğrultusunda, hâkim rengini naslardan alan, fakat bir yönü ile de senkretik referans ağına sahip –kendi deyimiyle- bir şehâdet iletişimi (tevâsülü’ş-şehâdet) modeli geliştirmiştir. Taha Abdurrahman açısından müzakere etiği, İslâm düşüncesinin karşı olduğu “araçsal akılcılık (instrumental rationalism)” ve ondan kaynaklanan kavrayış tarzından da başka bir şeydir.  Taha Abdurrahman’ın paradigması, -Habermas’ın müzakere modelinin aksine-, müzakerede bir iddianın, hem istidlâlî yoldan, yani argümanlarla desteklenmesini gerektirmekte hem de müzakerecinin, iddiasına ve deliline aklî, ruhî ve vicdani olarak şehâdette bulunmasını şart koşmaktadır. Taha Abdurrahman açısından şehadet kavramı, Batı’nın adem-i merkezîleşme ile elde ettiği hakların eşitlikçi biçimde dağılımını ifade eden ontolojik bir matrikstir.

Taha Abdurrahman, ideal bir iletişim topluluğu arayışı içindedir. O bu arayışında, Habermas gibi toplumu asıl, devleti fer olarak görmektedir. Ne var ki Taha Abdurrahman açısından ideal topluluk, dinî entelektüelleşmenin ifadesi olan tefakkuha bağlı bir epistemolojik difüzyondan ya da başka bir deyişle bilginin kapsamlı ve sistematik yaygınlık kazanmasından beslenir. Tefakkuh, dinî ve taabbüdî bilgiyi, İslâm kültürünün içinden referans bilgi (meʼsûl) olarak görmekte ve başka kültürlerden transfer edilmiş olan bilgi (menkûl) unsurunun, bu kültürel veritabanına göre konumlanması gerektiğini öngörmektedir. Bu itibarla Taha Abdurrahman farklı düşünce sahiplerinin bir arada yaşamasına yönelik bir model geliştirmek istemektedir. Taha Abdurrahman’a göre, müzakerelerde şehâdet, istidlâldekinden çok daha etkilidir.  İnsanlar bu açıdan müzakerelerinde aklî istidlâlin yanında inançlarına dayalı görüşleri argümantasyona sokmalıdırlar. Tradisyonların birikiminden ve özellikle vahyin hakikatlerinden insanlığın mahrum bırakılması düşünülemez. Bu çerçevede demokrasiyi ve demokratik müzakereleri, en üstün forma taşıyabilecek olan ilkelerden biri, şehâdetin, müzakerede ve iletişim kanallarında temel rükün olarak kabul edilmesidir. Şehâdet, ancak başkasının varlığına bağlı olarak bulunur. Oysaki istidlâl, kâğıt üzerinde ve karşıt insan unsurlarını dâhil etmeden bireysel şekilde yürütülebilir. O hâlde karşıt düşüncelerin –farklı kültürel ve dinî şahitlik temeline dayalı eğilimlerle- müzakereye sokulması mekanik istidlal yöntemlerinden çok daha yapıcı ve insanidir.

Batıda gerek bir iletişim modeli olarak psikanaliz yöntemi, gerekse de salt devlet ve siyasî erk merkezli demokrasinin siyasal iletişim modelleri, sivil platformları yeterince devreye sokmadıkları için ve aynı şekilde farklı inanç ve geleneklere dayalı birlikte yaşama tecrübesinden gereği gibi yararlanmadıklarından dolayı başarısızlığa mahkûm olmuşlardır.  Mesela psikanalizde olduğu gibi iletişim sadece hastanın bilinci ile bilinçaltındaki çatışma vasıtalarını ortadan kaldırmak olmamalıdır. Bu sorunu halının altına süpürmekten ibarettir.  Freudyen yaklaşım bir iletişim kanalı olarak beşeriyete mutluluk vaadini gerçekleştirmekten çok, insanî iletişimin önünde ciddi bir barikat olarak durmaktadır. İnsanlık bu durumda psikolojik alandan, beşerî iletişimde ikinci bir alan olarak kamusal alana yönelmiş ve demokratik ya da siyasî müzakere kavramını geliştirmenin peşine düşmüştür. Ne var ki siyaset alanı, nefsin, sahiplenme ve aidiyet duygusunun bir ifadesi olan “nisbet” kavramı ile maluldür. Nisbet olgusu doğrultusunda insan, eşyayı kendi zatına nisbet eden nefsanî eğilimini vasıta yaparak, metafizik âlemin üst değerlerini fizikî âleme transfer ettiğini düşünmekte ve fiziksel olgulara kutsallık atfedebilmektedir.

Fizikî âleme metafizik değer atfı şeklindeki tagyîb olgusu, insanın, kamu yönetimi ve siyaset stratejisini [tedbîr], yaratıcısının idare ve müdahalesinden bağımsız görmesi ve Rabbine kul olmak ve dinî ve taabbüdî hayatını buna göre tesis etmek [taabbüd] yerine, kendi benliğine ve varlığına tapınmayı tercih etmesi şeklinde belirginleşmektedir. Taha Abdurrahman, siyasal yönetim şekilleri içinde en makul sistem olarak gördüğü demokrasinin uygulamalarından doğan farklılıkların idrakindedir. Bu durumda dinin verili bilgi alanının müzakerelerde ve beşerî iletişimde devre dışı bırakılması ve dinî epistemolojinin, seküler planda bir referans değeri taşımadığının düşünülmesi önemli bir iletişim hatasıdır.
 
Kitabın Künyesi
Yazar: Taha Abdurrahman
Çeviren: Soner Gündüzöz
Yayınevi: Pınar Yayınları
Basım Yeri: İstanbul
Sayfa Sayısı: 928
 

Bu haber 647 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum