"Şule Ruhu"

Şule Yüksel Şenler'e rahmetle...

"Şule Ruhu"

Şule Yüksel Şenler'e rahmetle...

29 Ağustos 2019 - 08:03

Annemin ilkokuldan mezun olduğu yıllar, Şule Yüksel Şenler Hocam’ın şehir şehir gezip konferanslar verdiği yıllar. O zamanlar genç bir üniversite öğrencisi olan dayım da bu konferanslara katılmış. Konferans çıkışında ise elinde bir kağıt parçası ile eve gelmiş.

Anneannem ve dedeme bu kağıdı göstererek annem Vesile’nin hayatındaki dönüm noktasının temelini atmış. Kağıtta “kızınızın Şule Yüksel Şenler gibi yetişmesini istiyorsanız bizim kursumuza kaydettirin” minvalinde bir reklam yer alıyormuş. Annem, ilkokulda çok başarılı bir öğrenciymiş ama kızların örgün eğitime devam ettirilmediği o yıllarda dedem ve anneannem de annemi okutmamış. Hatta annemin ilkokul öğretmeni gelip dedem ve anneanneme kızlarını okutmaya devam etmeleri için adeta yalvarmış. Dahası tüm eğitim masraflarını karşılayacağını da söylemiş.

Konya’nın merkezinde oturmalarına rağmen dedem ve anneannem buna sıcak bakmamışlar. Henüz imam hatip liselerinin olmadığı o yıllarda annem, dikiş nakış ile meşgul olmaya başlamış. Kızların okutulmasının önünde hem toplumsal hem de ailevi pek çok engelin olduğu böyle bir ortamda dayım, anneannem ve dedemi Şule Yüksel Şenler’in idealleri ile ikna etmiş.

Annem o kursta Kur’an-ı Kerim, siyer, fıkıh gibi derslerin yanı sıra İngilizce ve musiki gibi dersler de aldığını anlatır. Konya’nın en iyi hocalarından aldığı derslerin defterleri hala durur. Nasıl intizamlı anlatamam. Sonrasında annem, Ankara’ya giderek Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an Kursu hocalığı sınavını kazanmış.

Fahri olarak göreve başladığında 20, resmi olarak göreve atandığında ise 22 yaşındaymış. Annem Vesile hoca, emekli olana kadar ve halen Konya’nın yerel Şule Yüksel Şenler’i gibi çalıştı ve çalışıyor. Çoğu Kur’an Kursu ve Cami çevresinde geçen çocukluk hatıralarımda, annemin etrafı hep genç kızlarla doluydu. Yetişkin ve yaşlı teyzeleri de okuturdu. Annemle sokakta yürürken hep onu tanıyan birileri çıkar, yaşça annemden çok büyük olan teyzeler bile “hocam” diyerek annemin ellerine sarılırdı.

Annemin Şule Yüksek Şenler Hocam’a benzerliği insanlara din anlatması ile sınırlı değildi. Onun da modacı ve tasarımcı tarafı vardı. Kendine ve çevresine kıyafetler dikerdi. Şık bluzlar, uzun etekler ve tasarım harikası pardesüler onun elinden çıkardı.

Annem öğrencilerinin formalarını bile kendi dikerdi. Annem, Konya’da ilk başı örtülü gelinlerin de mimarıdır. O yıllarda düğünler kadın erkek ayrı yapıldığı için gelinler baş örtmezlerdi. Ancak zaman içerisinde düğün adetleri değişince ve dini konularda bilinç artınca, bu durum da değişti. Ancak piyasada örtülü gelinlik yoktu. Annem evde süslü çiçekler, teller, duvaklar hazırlar sonra da düğün evine giderek gelin başı yapardı. Onun yanında gidip iğnelerini verir, her geline ayrı ve bambaşka güzellikte modeller geliştirmesini hayranlıkla izlerdim.

Büyüdüğümde, okuduğumda, anladığımda Şule Yüksel Şenler Hocam’a saygım daha da arttı. Onun aslında gencecik yaşında ne büyük yükler taşıdığını gördüm. İçinde bulunduğu şartlarda tüm Türkiye’yi gezip fikirlerini anlatmak her yiğidin harcı değil.

O kitapları, o yazıları yazmak; yazsa  bile o dönemde yayınlamak büyük cesaret. Düşünce suçlusu olarak hapse girmek ne zorlu bir süreç. Ancak onun hapishanede de boş durmayıp diğer mahkumlara İslam’ı anlatması ve onlara kıyafetler dikmesi inanılmaz bir adanmış ruh.

Hapishanede fikirlerini yaymaktan vazgeçmediği için dönemin Cumhurbaşkanı tarafından ve Cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş şekilde şahsa özel af çıkarılmasını ise aklım almıyor. Onun ise bu affı reddederek cezası bitene kadar hapishanede kalmayı tercih etmesi, bizim gibi rahat şartlarda din adına artistik yapanlar için tahayyül edilmesi dahi imkansız bir seviye.

Bunların, hem de yakın geçmişimizde yaşanmış olduğunu bilsek de bugün bize, böyle bir hayatın gerçek olamayacak bir kahraman hikayesi gibi geldiğini itiraf etmeliyiz. Ancak toplumu iyi gözleyenlerin fark edeceği bir gerçek daha var. O da Şule Yüksel Şenler’in bir tane değil binlerce olduğu. Kim bilir annem gibi niceleri, onun gibi İslam’ı öğretmiş, yazılar yazmış, ideallerinden vazgeçmemiş, Şulebaş tarzında gelin başları bağlamış; onun gibi etrafına kıyafetler dikmiştir. İslam’ı hem yaşamış hem anlatmıştır. Kim bilir nice "Huzur Sokakları" gerçek olmuştur. 

Şule Yüksel Şenler, ne kadar çok hayata dokunduğunu kendi de bilmeyen, koskoca bir nesil inşa etmiş güçlü bir öncüydü. O, anlatarak, yazarak, dikerek, her eylemiyle Allah'ı tesbih ediyordu.

İlk kurulan İmam Hatip liselerinde yetişmiş pek çok genç kız gibi ben de onun efsaneleriyle büyüdüm ve gördüm ki bambaşka şehirlerde binlerce insanın hayatında Şule Hocam’ın izleri var. Konya’daki üniversite hocalarımın fikirlerinden İstanbul’daki iş arkadaşım Şule hocanın ismine kadar binlerce hayat.

Benim de bugün sadece akademik işlerle uğraşmayıp, halka açık konferanslara, gençlerle yapılan faaliyetlere, medya etkinliklerine katılmamın ardında onun da imzası vardır. Bunlar gibi Şule Hocam’ın dokunduğu hayatların hikayelerini bir araya getirip “Şule Ruhu” isimli bir belgesel çekmek istedim ama henüz bir girişimde bulunamadan Şule hocamı kaybettim.

Bu yazım Allah katında Şule hocamın iyilik, doğruluk ve güzelliğine şahitliğimin bir nişanesi olsun. Rabbim sana cennet yurdunda huzurla gülümsemeyi nasip etsin Şule hocam. Emanetin bizdedir…

Sevde Düzgüner
28.08.2019 - İstanbul

Bu haber 543 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum